Soğuk bir kış günü, adım adım ilerlediği çay bahçesindeki bir ağacın altına oturmaya karar vermişti.
Bekliyordu.
Gelecek miydi beklenen bilmiyordu, ama bekliyordu işte...
Havanın soğuğuna aldırış etmeden gözünü uzaklara daldırdı. Esen rüzgârın çıkarttığı sese kulaklarını kapatmak istiyordu.
Lavinya Dergisi 4. Sayısı
Lavinya Dergisi Melis Gülcan Kapağı İle Sizlerle! Mayıs 2022 Aylık Kültür, Sanat, Edebiyat Dergisi! Şimdi Dergimizi Okuyun!Lavinya Dergisi
NOKSANLAR KENTİ RADYO DİNLE
Lavinya Dergisi
Son Eklenen YazılarGELMEDİ, BEKLENEN...
KUPA KIZI, SİNEK VALESİ
14. yüzyıl Fransa’sı… Şatolar köylerin üzerine gölge düşürür. Taş duvarların ardında soylular yaşar, kiliselerin çanları her sabah insanlara kaderlerini hatırlatır. Bir yanda savaş hazırlığında olan şövalyeler durur, diğer yanda toprağı süren köylüler çalışır. Aralarında da pazar meydanlarını doldur
VEDA
Sıcacıktı kalbim,
Şimdi niye buz kesti…
Küllerinden de doğamıyor bazen insan,
Öldüğüyle kalıyor öyle…
İçimde bir kimsesizler mezarlığı var,
İçimde ölen en tanıdık yabancısın sen,
Kimse değilsin, olamazsın da
Acımsın sen, en derin yaramsın.
Bir mezarın başında nöbet tutmak mı zor?
YEŞİL BAĞLARIM
Taze vedalar ve yeni merhabalar aynı nahiflikte dokunur içimize; biri eksiltirken biri çoğaltır yanılgısına kapılırız. İstesek de istemesek de gittiğini düşündüğümüz her şeyin kendi bahçesi olacaktır derinde. Belki baltaladığımız, belki de yemyeşil.
&nbs
CİDDİYE ALMAMAYI ÖĞRENMEK
Bir gün fark ettim ki hayatı fazla ciddiye almışım.
Yani gereksiz seviyede. Sanki final sınavı… ve tek hakkım var.
Oysa kimse bana şunu söylememişti:
Bu sınavın cevap anahtarı yok.
Sabah kalkıyorum, “bugün her şeyi yoluna koyacağım” diyorum.
Kahve yapıyorum… dökülüyor.
Toparlanıyorum, “olsun
ANI YAŞAYACAĞIM
Rüzgâr okşuyor saçlarımı kulağımın arkasına.
Bir Meryem melodisi çalıyor arka fonda,
Minik parmakları oyuncak arabasında,
İçimde yeni bir nefes yarın boşaltacak ciğerim onu havaya,
Yavaşça karışacağız yarınlara.
Öyle çığlıklar atılacak, öyle sessiz.
İçimizde tatlı bir savaş,
Var olmak adına her şey.
DİLİN KEMİĞİ
Dil…
İnsanın en küçük organlarından biridir ama en büyük izleri bırakır.
Ne kemiği vardır ne ağırlığı; yine
GODOT'YU BEKLERKEN
Pekala 20. Yüzyıl tiyatrosunun kırılma noktalarından biri olan Godot’yu Beklerken, orijinal adıyla Waiting for Godot, insanlığın varoluşuna dair sunduğu sarsıcı bir bakış açısını gözlerimizin önüne serer. Kendisi yalnızca klasik dramatik kurgu içermez, aynı zamanda bizleri de durumun içerisine dahil
İÇİNDEKİ GÜRÜLTÜ
İnsan bazen sessizlikten değil, kendi içindeki gürültüden yorulur.
Kimse duymasa da içinde bağıran bir şey vardır; adını koyamadığın, susturamadığın, kaçamadığın.
Dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerindedir belki—bir yüz, bir hayat, bir düzen.
Ama içeride, hiç susmayan bir yankı dolaşır: “Gerçek
SOLUKLANMAK
Günlük dertlerin hezeyanını asırlık taşımaya yemin etmiş bir ruhun çekeceği türden bir ızdırabı kendime yüklerken diğer günlerde olduğu gibi yine bir yerlere yetişmeye çalışıyordum.
Kendimi bildim bileli hayatın ortasına bir telaşın içine doğmuş gibiydim. Koşmaya, çabalamaya, bir şeyleri yaka
EBEDİ KUYU
Burnuma gelen keskin koku ile gözlerimi araladım. Koku o kadar ağır ve kötüydü ki sanki yanı başımda bir hayvan cesedi yatıyordu. Bedenimin derinliklerine kadar sinmiş, ruhuma ulaşmaya çalışıyordu. Onun ruhumu da ele geçirmemesi için elimle burnumu kapadım. Koku kesilince bir and
YAĞMURUN AYNASI
Gökyüzünde özgürce süzülüp,
Yere savunmasızca ama
Her bir düşüşünde, ahenkle
Ayrı bir notaya basan yağmur…
Dinle…
Bu ezginin sesine kulak ver.
Ne fısıldıyor sana?
Çalan ritim, hangi gizini hatırlatıyor?
Bir hüzün varsa şayet içinde,
Buruk bir melodi dolar kulaklarına.
Geçmişin
Lavinya Dergisi
KISA YAZILARLavinya Dergisi
RÖPORTAJLARLavinya Dergisi
SON EKLENEN YAZI
GELMEDİ, BEKLENEN...
Soğuk bir kış günü, adım adım ilerlediği çay bahçesindeki bir ağacın altına oturmaya karar vermişti.
Bekliyordu.
Gelecek miydi beklenen bilmiyordu, ama bekliyordu işte...
Havanın soğuğuna aldırış etmeden gözünü uzaklara daldırdı. Esen rüzgârın çıkarttığı sese kulaklarını kapatmak istiyordu. Öyle çok esiyordu ki rüzgâr, kadın adeta uçacak gibiydi.
Derken gözü uzaktan gelen, beklediğine ilişti.
Gelmişti beklenen. Gözleri nemli, buğulu bir şekilde süzüyordu onu. Adamın gözünden yaşlar süzülüyor, koşmaya başlıyordu kadına doğru.< .........
