Lavinya Dergisi

KUPA KIZI, SİNEK VALESİ
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

14. yüzyıl Fransa’sı… Şatolar köylerin üzerine gölge düşürür. Taş duvarların ardında soylular yaşar, kiliselerin çanları her sabah insanlara kaderlerini hatırlatır. Bir yanda savaş hazırlığında olan şövalyeler durur, diğer yanda toprağı süren köylüler çalışır. Aralarında da pazar meydanlarını dolduran tüccarlar dolaşır. O çağda hayat yalnızca yaşanmaz; sınıflara ayrılır. İnsan çoğu zaman doğduğu yerin kaderini taşır. Kimi kılıçla hükmeder, kimi altınla güçlenir, kimi de nasırlı elleriyle dünyayı ayakta tutar. 

Bu yüzden o yüzyıllarda ortaya çıkan iskambil kâğıtlarının dört işareti yalnızca bir oyun simgesi değildir. Her biri toplumun farklı yüzünü anlatan küçük bir harita gibidir. 

Kupa; kalbi andıran şekliyle soyluları ve ruhani dünyayı temsil eder. Şatoları, kilisenin gücünü ama aynı zamanda aşkı, dostluğu ve umudu anlatır. Kupa kartları duyguların sembolüdür; insanların birbirine verdiği sözleri, barışı ve gönül işlerini simgeler. 

Maça; sivri ucu ile bir mızrağı andırır. Bu yüzden orduyu ve askerleri temsil eder. Gücü, otoriteyi ve disiplini anlatır. Aynı zamanda savaşın sert yüzünü, talihsizliği ve ölümün gölgesini taşır. 

Karo, keskin ve parlak şekliyle ticaretin ve zenginliğin işaretidir. Pazar yerlerinin gürültüsünü, yükselen tüccar sınıfını ve kasalarda biriken altınları simgeler. Batı dünyasında elmas olarak anılması boşuna değildir; refahı ve kazancı temsil eder. 

Sinek ise yoncayı andıran şekliyle toprağa en yakın olanların simgesidir. Köylüler, işçiler ve tarlalarda çalışan eller… Hayatın en ağır yükünü taşırlar. Sınıfsal hiyerarşinin en altında görünürler ama dünyanın dönmesini sağlayan emek, çoğu zaman onların omuzlarında durur. 

Dört işaret… Dört farklı dünya. Birinde güç, birinde para, birinde duygu, birinde emek vardır. Ama insanın hikâyesi hiçbir zaman yalnızca ait olduğu simgeden ibaret değildir. Bir köylü bir şarkıyla bir sarayın kapısını aralar. Bir asker savaşın ortasında aşka yenilir. Bir tüccar altınların ortasında yalnız kalır. Yüzyıllar sonra bir şarkı bu eski hikâyeyi başka bir dille anlatır: “O güzel kupa kızıydı, sinek valesiydim bense.” Ama ne olursa olsun, simgeler değişir; insanların kalbinde aynı şey kalır. Şanslı olanlar için kavuşulan ve beraber yaşanılan aşklar, olamayanlar için yarım kalan hikâyeler ve sızılar…