Lavinya Dergisi

CİDDİYE ALMAMAYI ÖĞRENMEK
Pelin ŞEHİDOĞLU

Sözcükler bir kaç hece lakin bilmezler ki bizim evrenimizde binbir gece.

Bir gün fark ettim ki hayatı fazla ciddiye almışım.
Yani gereksiz seviyede. Sanki final sınavı… ve tek hakkım var.

Oysa kimse bana şunu söylememişti:
Bu sınavın cevap anahtarı yok.

Sabah kalkıyorum, “bugün her şeyi yoluna koyacağım” diyorum.
Kahve yapıyorum… dökülüyor.
Toparlanıyorum, “olsun” diyorum.
Tam çıkacağım, anahtar yok.
Evdeyim ama ev bana yabancı. Anahtar benden saklanıyor sanki.

Ve işin garip tarafı…
Bu saçma küçük şeyler günün tonunu belirliyor.

Eskiden olsa sinir olurdum.
Şimdi bakıyorum ve düşünüyorum:
“Demek ki bugün evren benimle biraz dalga geçmek istiyor.”

Ciddiye almadıkça hafifliyor her şey.
Mesela saçın kötü mü oldu?
E tamam, bugün “sanat filmi karakteri”sin.
Planların mı iptal oldu?
Harika, evren sana sürpriz boşluk bıraktı. Ne yapacağın tamamen sana kalmış.

Eskiden kontrol etmeye çalıştığım her şey,
şimdi bana şunu öğretiyor:
Kontrol diye bir şey yok. Sadece iyi niyetli tahminler var.

Ve belki de hayatın en büyük şakası bu:
Sen plan yaparken, o arkadan kıkırdıyor.

Ama işte tam burada bir özgürlük var.
Her şeyin mükemmel gitmesi gerekmiyor.
Hatta çoğu zaman gitmemesi daha eğlenceli.

Çünkü en iyi hikâyeler,
“Her şey planladığım gibi oldu” diye başlamaz.

Biraz saçmalık, biraz aksilik, biraz da “ne oluyor ya?” olmadan
anlatacak hiçbir şey kalmaz.

O yüzden belki de hayatın sırrı şu:
Biraz daha az ciddiye almak.

Çünkü sonunda…
Hepimiz aynı yere varıyoruz.

En azından giderken biraz gülebiliriz.