Lavinya Dergisi
YEŞİL BAĞLARIM
“Istıraptan belin büküldüğünde, dünyanın üzerine ebedi bir gece çöksün istediğinde, yağmurun ardından ışıldayan yeşilliği düşün, düşün bir çocuğun uykudan uyanışını.”
Taze vedalar ve yeni merhabalar aynı nahiflikte dokunur içimize; biri eksiltirken biri çoğaltır yanılgısına kapılırız. İstesek de istemesek de gittiğini düşündüğümüz her şeyin kendi bahçesi olacaktır derinde. Belki baltaladığımız, belki de yemyeşil.
Halesi başında her ağacın anlattığı farklı bir şey vardır bize; yüreğimize dokunan küçürek bir öykü. Fakat sonbaharda hiç sararmamış, ilkbaharda hiç can suyu almamış bir insan yüreğinin yerini nasıl bulur? İnsan, yüreğini bulmaya onu kaybettikçe yaklaşır. Doğanın tanık olduğumuz her ayrıntısı hayatlarımızdan birer mizansen örneğidir. Tıpkı sonbaharda ağaçların yeniden yeşil bağlarına kavuşmak için önce onları kaybetmesi gibi. İnanıyorum ki benim gibi yüreğinin ortasında hep kaybedeceği ve her seferinde daha yeşil bulacağı bağları olan insanlar var. İncecik bir dal gibi kırılgan hissettiklerinde bilmeliler ki bu, yeni bir varoluşun hazırlığıdır.
Usul usul esen rüzgâra şiddetini veren bizim yaşama telaşımızdır. Ne anın lütfuna şükrediyoruz ne de dökülen her yaprağın mizanına imreniyoruz. Sessizce toprağa değmiş bir yağmur damlasının ne filizlendireceğini ölçemeyiz; ama bize, kavrayamasak da bir düzenin olduğunu hatırlatır. Biz ise zaman zaman bu dengeyi ıskalar, sanki mümkünmüş gibi aceleci bir düzen kovalarız. Vedaları bir son değil, geçilmesi gereken bir eşik gibi görmeye başladığımızda yeni tohumlara gerçek bir merhaba diyebiliriz. Doğadan kopmuş bir cümle değil, esinlenmiş bir hikaye bir yaşamız ve her yaşamda yeşil yalnızca bir renk değil, bir süreklilik ve en eski tesellidir. Bütün tonlarıyla farklı bir mısra bırakır doğaya; biz de bu mısralara önce gözümüzü, sonra gönlümüzü açalım, zarifçe yankılansın ruhumuzda.
