Lavinya Dergisi
GELMEDİ, BEKLENEN...
Soğuk bir kış günü, adım adım ilerlediği çay bahçesindeki bir ağacın altına oturmaya karar vermişti.
Bekliyordu.
Gelecek miydi beklenen bilmiyordu, ama bekliyordu işte...
Havanın soğuğuna aldırış etmeden gözünü uzaklara daldırdı. Esen rüzgârın çıkarttığı sese kulaklarını kapatmak istiyordu. Öyle çok esiyordu ki rüzgâr, kadın adeta uçacak gibiydi.
Derken gözü uzaktan gelen, beklediğine ilişti.
Gelmişti beklenen. Gözleri nemli, buğulu bir şekilde süzüyordu onu. Adamın gözünden yaşlar süzülüyor, koşmaya başlıyordu kadına doğru.
"Ne çok bekledim seni!, geldin sonunda..." demek istiyordu kadın. Hiçbir şey diyemeden susuyordu sadece.
Ne çok şey vardı konuşmaya dair, hayata dair, paylaşılmayı bekleyen...
Sadece birbirlerine bakıyorlardı, hiçbir şey demeden. Öylece bakıyorlardı birbirlerinin nemli gözlerine.
Kadın ağaca doğru yürüyüp, hayale dalmıştı.
Adam kadının biraz uzağında kalmış, onu izliyordu. Rüzgârda uçuşan saçlarını, kırmızı şapkasını, kalın siyah kabanını...
Yıllar çok şey tüketmişti, onlar kavuşamasa da, buradalardı işte, yan yanalardı... Kadın bunu düşünürken, dudağının kenarından kıvrımlı bir şekilde tebessüm etti.
Yan yana olmak...
Bütün mücadeleleri bunun için değil miydi? Sadece yan yana olabilmek için, bunca yıl ayrı kalmak zorunda kalmışlardı. Onca çekilen eziyet, dayak, acı son bulmuştu belki ama, hala yan yana olmanın mutluluğunu yaşayamıyorlardı.
Derken kadın kafasını çevirdi.
Adam orada değildi...
O an anlamıştı.
Rüyaydı.
Hiç gelmemişti beklenen, gelmeyecekti.
Gözündeki yaş damla olup akmıştı yüzünden...
"Ne çok bekledim seni, geldin sonunda..." diyememişti. Hiçbir zaman da diyemeyecekti.
Gelmeyecekti beklenen...
Geç kalmıştı.
Her şey için.
"Affet diyordu içinden. Beni affet."
