Lavinya Dergisi

KUYUDAKİLER
Arşiv

Eski Yazar Yazıları

Ocak başı akşamıydı yas düğümlerini çözüyordu ayrılık Soğuktu, ruhu emilmişti rüzgarın Zihnimden kirli düşüncelerim akıyordu Onları da artık gizleyemedim Bu da benim çaresizliğim. Yusuf geldi aklıma İnanmış mıydı kurtulacağına Dibindeydi kuyunun Belki de benimle tam da buradaydı Işıklar ip gibi sallanıyordu dipsiz kuyuda Umudu, sularcasına İçimde filiz verdikçe düşlerim İpin ucundan tutup üfürüyordu üzerime yasını Çıkış yokmuş burada. Oysa bir balık insanı yutabilmişti Sonra kesip çıkarmışlardı insanı balığın midesinden İnsan mucizelerle büyümüştü, yaslar neden? Neden salınmaktaydı rüzgarla kerametler Bu bozuk düzende istila İnsan kalbinde hep bir yağma Denk düşülmeyen kuytularda sevda harabeleri Sonra gözleri oturdu kan kırmızı gözlerime. Hayır bana öyle bakmamalıydı asla Bana bakmamalıydı gözleri. Sabrım yok tanrının elçisi değilim Aşksa, yakmışsa, yanmışsam, günahsa Belli ki budur cehennemim Derler ki yedi katmış zebani cenneti Aşk katı ayaklarımın altında benim Sedirden bir merdivenle tırmanıyorum Yusuf’un kuyusuna Ulaşacaktır elbet tenine tenim Söyleyin bana yokluğu Yusuf’un kuyusuysa Ne zaman kurtarılacak mülteci bedenim Yaşamım, nefes almaksa beni yutan bu hayatın kursağında İnanmam cennetin cehennemden ayrı olduğuna.