Lavinya Dergisi

MOR GECELER
Gülşah DEMİRCİ

“Susup içime döktüğüm cümlelere boğazımdan geçiş yok Parmak uçlarımla konuşuyorum, duyuyor musun?”

Mor karanlık indiğinde güne, yıldızların o parıltılı göz kırpışları eşliğinde gökte asılı Ay, gümüşi ışık hüzmesini değdiriyor yüzüme. Mahzun bir elemin mesken tuttuğu yüzüme ulaşmak için, köhne bir evin erimiş perdelerini tutmaya korkar gibi çekingen ama özenli bir edayla saçlarımı aralıyor önce. Tel tel omuzlarıma dökülen saçlarımın arasında saklanan soluk benzimin elinden tutup sahneye çağırıyor. ‘Ses ver, ses et, anlat’ diyor ve ekliyor: ‘Mor geceler sessizliği bozmak içindir.’
Soluk ve soğuk bu tutuk hâlimin üzerine, Ay’ın çekingenliğini atarak daha da cüretkârlaştığına şahit olmanın verdiği şaşkınlık da eklenince ne diyeceğimi bilemez oluyorum iyice. Yutkunmanın fayda etmediği, varlığı görünmeyen ama ağırlığı hissedilen o yumru boğazımda durduğu sürece ne diyebilirdim ki zaten? ‘Anlatmak’ fiili lügatimden çıkmıştı benim. Bazı fiiller, eyleme dönüşmezdi. İşte tam da bu yüzden fiil ve eylem aynı şey demek değildi bende, başkalarının nazarında ne olduğunun bir önemi yoktu. Daha çok ‘anlamak’ düşmüştü benim payıma… Söze dökülenleri anlamak, söz için aralanan dudakları anlamak, sessiz ama manidar bir lisana sahip gözleri anlamak, dokunmanın yükünü taşıyan elleri anlamak… Tenin ötesine geçip zihinlerin o karmaşık dillerini anlamak, atımında türlü türlü hikâyeler barındıran kalpleri anlamak ve tüm bu anlayışları daha da öteye taşıyıp belki de ruhları anlamak… Eylemsel bir fiil işte bu, her köşebaşında karşıma çıkan ya da azıcık ortada görünmese ceplerimi yokladığımda illa ki bir şekilde bulduğum…
Anlamaktan yorgun düşer mi insan? Ben artık anlamayı geçtim, anlamaya çalışmak bile istemiyorum. Yorgunum, çok yorgunum ve bu yüzden çıkmıyor sesim soluğum. Biriktirdiğim acılar inip kalkarken göğsümde, mor geceler inmiş göğüme, fark eder mi? Anlatacak hevesim yok, anlayacak mecalim yok… Ama yine de Ay’ın yanaklarımı okşayan davetine zorlayarak kendimi, araladım dudaklarımı, mor gecelerin hatırına döndürmeye çalıştım dilimi… ‘Ses ver, ses et hadi!” dedi Ay. Benimse bir inilti döküldü dudaklarımdan, sadece iki harf çıkabildi o hayal kırıklıklarının kestiği ağzımdan. Koca bir alfabeyi bağrında tutan, bir sürü anlamı sırtlanan, incecik bir “Ah”…
Benim bile zar zor duyabileceğim bir zayıflıkta, boğazımdaki göçükten zar zor kurtulan bu iki harf büyüdü, büyüdü, devasa bir yakarışa dönüştü… Önümde uzanan dağlara çarptı, göğü tavaf edip yedi kere yankılandı, yine bana döndü… Kimse anlamadı! Boğazımdaki yumru, göğsümdeki acı ile saçlarımın arasına sakladım yüzümü, köhne evin perdeleri çekildi yine, mor geceler sizin olsun!

Not: Bunca anlamsızlık arasında anlamaya çalışmak anlamdan uzaklaşmaktır belki de… Bunu da anlayınca anlatmaktan vazgeçip gömülür işte insan sessizliğe…
https://www.youtube.com/watch?v=PKgg0RdXGXA