Lavinya Dergisi

EN UZUN YÜRÜYÜŞ
Gülşah DEMİRCİ

“Susup içime döktüğüm cümlelere boğazımdan geçiş yok Parmak uçlarımla konuşuyorum, duyuyor musun?”

Bugün yürümeye sığındım yine, hiç bilmediğim yollara, tanımadığım sokaklara saptım. Bazen insan bir yabancı olmak istiyor, zihnine üşüşen düşüncelere, arsızca gözlerinin önüne seriliveren geçmişe ve belki de maskelerin ardına sakladığı kendine… Yürüdüm yol boyu, kendimden uzaklaştığımı sanırken, kendime daha da yakınlaşarak… Kendini tavaf etmek insanın en uzun yürüyüşüdür ne de olsa… Bir arpa boyu kadar mesafede yol bitmez, uzar da uzar…
Yol beni nereye götürürse oraya gidiyorum. Yanından geçip gittiğim insanlar, çiçeklenmeye yüz tutmuş ağaçlar, perdeleri havalanmış pencereler, iki yanımda sıra sıra dizilmiş evler… Gözlerim dokunup geçti hepsine, adım adım… Bahar çoktan gelmiş, Güneş kollarını uzatmış bulutların ardından, her şey o kadar aynı ama bir o kadar da yabancı... Anlamını sözcüklere giydiremediğim, tarifi zor, yabancı bir tanıdıklık bu.
Sonra bir anda çocukluğum geliyor geçmişin kuytularından, kafasını uzatıveriyor bir köşebaşından… Bebek gözlerinde yılların hasreti, koşup hemen elimi tutuyor. Bileğine bağlamış uçan balonunu yine, kaçmasın diye ve biraz da bekliyor bir elma şekeri görsek de alıp yesek diye. Bugün bayram ya diyor, kırmızı pabuçlarıyla muzip gülüşünün arasına dünyaları sığdırıyor ve ekliyor: ‘Ne kadar da büyümüşsün!’
Çocukluğumla beraber yürüyoruz bugün, belki de sana biraz daha yaklaşmak için ama burada yollar denize çıkmıyor anne… İç sesimin dev dalgaları boyumu aşıyor, suları altında kalıyorum. Büyümek, Karadeniz’den bile daha hırçın ve ben gittikçe sığlığında boğuluyorum. Gözlerim nemli, tüm bulutların yükünü yüklenmiş gibi… Mevsimlerden azade, takvimlerim kışı gösteriyor. Her gece kar yağıyor üzerime, üzerimde ördüğün yelek olmasa donup gideceğim belki de. Penceremden sızan sabah, yeni bir tel daha düşürüyor ağaran saçlarıma, zaman tırmalıyor dudaklarımın kenarını, acı bir tebessümün gölgesi düşüyor yanaklarıma. Hayal kırıklıklarım dönüyor ve batıyor etime. Kaç defa aldanır bir yürek, soruyorum? Güven eksilerek kalbimin kumaşını deliyor bir güve gibi… Sonra her şeyin üzerinde alevlenen bir özlem ateşi yakıyor beni, baştan sona kül oluyorum.
Yürüyorum, çocukluğumu da getirerek yanımda… Bildiğimi sandığım yollardan, tanıdığım sokaklardan, bugün evime dönüyorum. Beni bağrına basar mısın anne? Ben bir yabancıyım artık! Yürüyorum, çok yorgunum ama yürüyorum… Çocukluğumu sana emanet etmeliyim anne, lütfen, o bunları görmesin!
Önce yürüdüm, sonra yazdım… Acımı hem ellerimden hem ayaklarımdan çıkardım… Dönüp dolaşıp hayatın kutsal topraklarında ve yürürken tosladığım duvarlarda bir arpa boyu gidemeden, hep kendimi tavaf ettim ben.

Not: Yaşamak bir bayram sevinci olsun, her şeye ve herkese inat çocuk gülüşleriniz solmasın. Ve şarkının dediği gibi başka hiçbir şeyin önemi yok…
https://www.youtube.com/watch?v=GdU6snztM0A