Lavinya Dergisi

ANKA KUŞU MİSALİ
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

“Her birimizden bir tane var bu eşsiz evrende.” dedi kadın. Defalarca tekrarladı bu cümleyi fısıltıyla. Belki de inandırmaktı amacı, bizzat kendisini özel olduğuna. Öyle ya; aynaların hafızası yoktu ama olsaydı; onlar da “Her birinizden bir tane var bu eşsiz evrende.” cümlesini kullanırlardı. Düşündü, bir müddet, durdu. Sonra; “İnsan tekse ve özelse neden yanı, yöresi hüzün?” sorusunu sordu dakikalardır amaçsız baktığı duvarlara. Fısıltının dozu artmıştı. Sesinin volümü yükselmişti bu defa. Acaba sadece günü hayal kırıklıkları ile dolu tek kişi o muydu? Hayır olamazdı. Çünkü bakışlarını ne yöne çevirse, kime dokunsa mutsuzdu! Nicesi gibi aşkı bitmişti, bazı dostları gitmişti, sanki onca yılı boşa geçmişti. Şansızlık mı dese, bahtsızlık mı koysa adını? Her biri başına gelmişti! Önceleri uçarken mavi göklerde, şimdi bulmuştu bedenini toz, toprak içinde yerde! Ruhuysa karamsar, yüreği pare pere. Çakılmanın diğer tarifi bu olur herhalde…
“Hep böyle geçemezdi günler, ah ayağa kalmak için bize bir ilham.” deyip cama yürüdü yavaşça. Sesi artık tüm evde yankılanıyordu. Saçları dağınık, üstü başı perişan, dünden kalan makyajı gözyaşları ile akıyordu. İçinden maskarasına söylendi. O kadar para verip alıyordu, yine de suya dayanmıyordu. Boş verdi siyah maskarayı ve bilmem ne markasını. Göğe baktı öylece kuşlar, kuşları görüyordu. Her biri özgürce uçuyordu. Acaba şu martı; insanlara bakıp gülüyor muydu? Hep telaşlı, solgun, yorgun acılı yüzlere. “Ay’a seyahat ediyorlar ama nefes almanın kıymetini bilmiyorlar.” sahi diyor muydu? Boş verdi martıyı. Çocukluğundaki masallarda mavi bulutlar vardı, yüzünü onlara döndü, güneşe baktı, havayı kokladı. “Her birimizden sadece bir tane var bu eşsiz evrende.” cümlesini tekrar söyledi. Belki de inandırmaktı amacı, bizzat kuşlara kendisinin özel olduğuna. Selam söyledi kalbinden eskimiş tüm masallara. Gitti derinlere. Bir çırpıda aklına o efsane geldi. Duyduğunda ne kadar da büyülenmişti. Heyecanla bağırdı: “Anka kuşu gibi.” cümlesi yankılandı sokakta. Döndü baktı yürüyenler, koşanlar, uçanlar, cama. İşte bulmuştu aradığı ilhamı aniden. Simurg; tek olan, benzersiz, yedi vadi geçip ulaşılan ve küllerinden doğan!
Bize gereken, ne kaf dağı ne otuz kuş ne de zaman.
Gel sen kendine inan,
Anka kuşu misali insan, yanan, yakılan ama yine de küllerinden doğan!