Lavinya Dergisi

SES
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

"Kırkına merdiven dayamak." dedi iç sesi. "Öyle bir tabir var hatırlayabildin mi?” cümlesiyle de devam etti. Susturdu onu kadın aynadaki bakışlarıyla. Nihayet odam sütliman oldu düşüncesiyle rahatladı. Derin bir nefes aldı. Sonra korku filmlerinden fırlamış gibi ses yeniden geldi. "Ya sendeki şu kaz ayaklarına ne demeli?" Kapattı kulaklarını bu defa ince parmaklı elleriyle. Çabası nafileydi. Düşüncelerinin dili sandığından yakında, beyninin içindeydi. Susturamıyordu! Çünkü her söze, her bakışa, her kanıya bizzat kendisi anlam yüklüyordu. "İlişkilerinde dikiş tutturamıyor! diyorlar, ah biyolojik saatin işliyor tik tak, Aa bu yaştan sonra keman çalmaya mı başlayacaksın? Çok yakıştı sanki saçını da yeşile boyattın! Hele o bacakların çırpı, giydiğin minileri atamadın! Şöyle ince bir baklava hamuru da açamadın! Macera; bir de güzelim işini bırakıp yeniden üniversiteli olmaya kafanı taktın! Pes! Rahat battı, elâlem konuştu, yaşın ilerledi. Çeyizin de yok, paran da! Mutlu bir yuvan da! Kaz ayakları, evlilik, çocuk, keman, saçların, mini, hamur, üniversiteliiiiiiiii...”
- Yeter sussssssssssss!
Bağırdı kadın öfkeyle. Yalnızdı oysa. Duvarlarla mıydı savaşı? Lakin beton olanlarıyla değildi münakaşası! Görünmüyordu çehresi, olmadı hiç gölgesi. Nasıl konuşurdu ses! Hangi cüretle? İçine komşu kadın mı kaçmıştı? Kaç yaşına girdiğinin kim için, ne önemi vardı? Biyoloji de onundu, yuva kararı da. Ne var açamazsa baklava hamuru, salata yapardı. Anne olamasa da tüm çocukları severdi. Bugün yeşilse yarın saçını maviye boyatırdı. Atmazdı minilerini, zevkle yenisini alırdı. Keman çalamazsa, belki piyanoya başlardı. Üniversiteye giderdi yeniden. O ses, hangi ses engel olacaktı? İki diyaloglu tiyatro oyunuydu aklı. Esas kız kime varacaktı? İstediğin şeyi yapabilmenin bir yaşı var mıydı? Döndü durdu odasında kadın. Bir şeyler değişmeliydi! Aynı güne uyanmaktan bunalmıştı. Bir kahve daha içti, plak dinledi, saçlarını fırçaladı, kaz ayakları da yüzüne epey yakışmıştı! Ses şimdilik uykudayken, bir şeyler mi okumalıydı? Gözü kütüphanesine takıldı. Kalktı, tek hamleyle seçimini yaptı. Gençken okuduğu şu kitap evet bir daha okumalıydı: "Tolstoy'un bisikleti” Bu bir işaret olmalıydı. Çok sevdiği kızını kaybettikten sonra yazar; altmış yedi yaşında, bisiklet binmeye çabalamaktaydı. Düşe kalka, komşularının şaşkın ve alaycı bakışları altındaydı. Oysa "Hiçbir şey için geç değildir. Mazeret kabul etmeyin!" mesajıyla tarihe adını yazdırmıştı. Kitabın tozunu aldı. Karar verilmişti. Esas kız kendine varmıştı. Bundan sonra sadece o konuşacaktı. Ve okumaya başladı:
- Dinle sesssssssssssssss!