Lavinya Dergisi

E ŞIKKI
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Sonbahar mı karamsardı yüreği mi? Bilemedi ayağa kalktı kadın.
“Neyin var?” diye sordu aynada gördüğü siluetine. Sustu! Epey bir zaman sonra sorduğu soruyu cevapladı. “Nur topu gibi bir öfkem var.” cümlesiyle dans etti döndü durdu. Gözlerini, kendi gözlerine dikerken aklı kirli cama takıldı. “Kime öfken?” oldu bir sonraki sorusu. “Kim? Kim? Kim? Ne? Ne? Neden?” Açmayan kasımpatıya mı? Doğmayan Güneşe mi? Dakikalarca bulutlarda zıplamalarını saydığı halde onu uyutmayan koyunlara mı? Köşedeki mağazanın vitrinindeki, o çok beğendiği kırmızı elbisenin satılmış olmasına mı? Bin bir hevesle aldığı kitabın sadece ilk üç sayfasını okumuş olabilmesine mi? Belki biri, belki bazısı, belki de D şıkkı hiç biriydi cevap... Aslında elindeki kahvenin köpüksüz olmasına bile kızabilirdi. Oysa seçeneklerde böyle bir şıkta yoktu. Ruhu yorulmuştu, dimağı boğulmuştu. Sesli bir kahkaha attı yürüdü cama. Baktı; öylece baktı sarı Sonbahara. Yapraklar da mutsuzdu. İnsanlar soluk, hava puslu, kediler donuk, günler sarhoştu ya da ona öyle geliyordu. Gülüşünde görünmeyen isyan, bakışlarında kurşun, sesinde uçurum vardı. Sadece mış gibi yapıyordu. Ona, buna, şuna. Bakkal amcaya, Terzi Hayrişe, sevdiği adama bile... Aslında hepsi kumaşını görüyordu, çünkü elbise denilen zırhı da öfke barındırıyordu.
Kim? Kim? Kim? Ne? Neden? Olur mu hiç öfkenin sebebi tanınmayan? Elbette şıkların bir sahibi de kendime yetememem, diğeri derdimi anlatmam lakin dinlememen diye düşündü, oturdu yeşil koltuğuna. Onun da rengi solmuştu. Al bir öfke daha. Ne? Kim? Kimdi kapayan kulaklarını test kitaplarına? “Fark eder miydi sen ya da ben, işte insan denilen beden?” Kelimeleri ile haykırdı salonuna. Öfkeliydi yani, gramofon da bozuktu, al sana artı bir daha neden. Kızabilirdi her şeye ve herkese öylece aniden. Soru belki de üç denklemli bilinmeyen. Yeni bir cevap verdi bu defa ceviz sehpaya: “Koyun, kırmızı elbise, kasımpatı, güneş, kitap, soluk koltuk bahane, herkese itiraf edebilsem. Haklısın olduğum yerde saymam beni derinden üzen. Kurtarıcım, bir gemi, yok yok mavi bir yelken, deniz minaresi, sıcak kum, ıssız bir ada olmalı beni bekleyen!”
Aynı duvarlara baktıkça retinam, nur topu gibi bir öfkem var. E şıkkı hepsi, bu defa işaretlenen!