Lavinya Dergisi

CİLALI CEVİZ
İlke Aslı ERDOĞAN

Durupta bakmalı akıp giden zamanda, yaşamdaki ufak detaylara...

Geçen cumartesi Sebahat Hanım evi süpürecekti. O gün dizlerinin ağrısından sürekli şikayet ediyordu. Ama onda da her yaşlı teyzenin tez canından vardı. Elektrikli süpürgeyi bir oraya bir buraya savurmaya başladı. Bugün bir özensiz yapıyordu. Hepimiz şaşırmıştık. Esasında titiz bir hanımdı Sebahat. Hortumu tırtıklı olan süpürgeyi gelişigüzel savururken bir anda süpürgenin sapı bacağıma çarpıverdi.
O anda kendimi yerde buldum. Can acısından içimden sessizce ağlarken salona Şükrü Bey geldi. Durumu görünce üzgün üzgün bakan eşi Sebahat Hanıma “Üzülme be hanım, zaten ben sana onu atalım demiştim” dedi. Bense bir anda kırılan bacağımı unutup kırılan kalbime odaklanmıştım. Sebahat Hanım mutfağa doğru geçince sinirli olduğunu anladım. Ne zaman sinirlense mutfağa giderdi bu kadıncağız. Arkasından giden Şükrü Bey ile ne konuştuklarını duyamıyordum. Beş on dakika sonra bir politik yapıldığını bana doğru gelen Şükrü Beyden anladım. Ayrıca Şükrü Bey için bir değerim olmadığını söylediği sözden anlamıştım. Ama ya Sebahat Hanım? O da mı beni bırakacaktı? Hızlıca beni kaldırıp alan Şükrü Bey ile evin arkasındaki küçük atölyeye geldik. Bense hala heyecan ve endişeden durumun farkında değildim.
Evet, ben 1960’lardan kalan bir sehpayım. Bacağımın teki kırılınca Şükrü Bey artık benden vazgeçecek sanmıştım ama Sebahat Hanım belli ki yine hatıralarına kıyamamış. Sebahat Hanım küçükken onların evindeydim, tüm çocukluğuna bizzat tanık oldum. Annesi Ayşe teyzenin eve gelen misafirlerini hep ben ağırladım. Hala emekli olabilmiş değilim. Mesaiye tam gaz devam! Şimdi de Sebahat Hanımın evindeyim, ta ki ayağım kırılana dek. Ceviz ağacından yapılma bir sehpayım. Cilamı iyi tutarım ve sağlamım. O kadar çamaşır suyuyla ovaladılar ama yine de solmadım. Hala pırıl pırılım. Ama yılların görmüş geçirmişliği beni de yaşlandırmış ki bir darbede bacağım kırılıverdi. Sebahat Hanımın gönlü elvermeyince Şükrü Bey beni tamir etme kararı almış. Yeni bir odunu benim bacağım gibi ayarladı ve yerine monte etti. Başta alışmakta zorlansam da Sebahat Hanımın hala benden vazgeçmemesine çok sevinmiştim.
Salona geri geldiğimizde mutlu ve gururluydum. Bilakis mobilya dostlarım hep bu yaşlı şey aramıza yakışmıyor der gibi bakıyorlardı. Ama Sebahat Hanım yine anne yadigarına çayını koydu ve akşamın güzide saatlerinde el örgüsüne daldı.
Şükrü Bey söylendi:
-Yine kıyamadın ya şu eski sehpaya…
Sebahat Hanım biraz sinirlenip:
-Kaç yıldır gelen tüm misafirlerimizin kahrını o çekti, senin asker arkadaşların, komşularımız Filiz Hanım ve Necmi Bey… Sadece bunlar değil, benim çocukluğumu bilir o, annemden bana kalan en güzel yadigar... Sebahat Hanım anlattıkça ben hem duygulandım hem gururdan yeni ayağımın üstünde sapasağlam uzandım… Ne güzel de kıymet bilir Sebahat Hanım. Ben de evdeki yerimi aldım ve yeni hatıralara tekrar kucak açtım.