Lavinya Dergisi

KAKTÜSÜN DİLİNDEN
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Adım kaktüs benim.
Çiçekleri sever O ve onun gibiler, lakin sevmezler beni.
Oysa ben de bir çiçeğim. Üstelik en az su ile beslenenlerdenim.
Dikenlerim var nergis değilim elbet. Suç mu?
Sahi kabahat mi?

Adım kaktüs benim.
Kavuşamayan âşıkların hediyesiyim ya da yalnızların bilmecesi.
Şairlerin en devrik cümlelerinin hecesi.
Gül gibi ilham veremiyorum elbet. Suç mu?
Sahi kabahat mi?

Adım kaktüs benim.
Çöl yalnızlarının arkadaşıyım, sinema figüranlarının kadrajı.
Kâh uzunum O ve onlardan, kâh kısa.
Vahada gerbera kırmızısı olamam elbet. Suç mu?
Sahi kabahat mi?

Adım kaktüs benim...
Hiç boyun eğmem, zaman zaman zehirleyebilirim.
Kumlu topraklar mı? Çok severim.
Papatya gibi narinlik yok ruhumda elbet. Suç mu?
Sahi kabahat mi?

Adım kaktüs benim...
Yeşilim, yemyeşil. Maviye bürünemem ya da menekşe rengine.
O ve onlara göre göz de kamaştıramam tekdüzeliğimle.
Sadece kendime benzerim. Renkli bir kasımpatı gibi kırda yaşayamam elbet. Suç mu?
Sahi kabahat mi?

Adım kaktüs benim...
Tanımlara göre duygusuz bir çiçeğim.
Aslında çok da sevebilirim, terk de edebilirim.
Belki bir gün dile bile gelebilirim. O ve onlara.
Etrafınızda türlü çiçekler varken bir kaktüsü öpmeyi denediniz mi hiç?
Dışımda ne kadar kusur varsa, içimde bir o kadar saf su biriktirmiştim.
İsteseydiniz o su ile çiçek bile açabilirdim sizin için.
Diyebilirim. Lakin boşa.
O ve onların cevabını da duyar gibiyim:
“Adım şıpsevdi benim.
Kolayı severim.
Dikeni sevmiyorsam ve yeşili ve boyun eğmeyenleri. Suç mu?
Sahi kabahat mi?”