Lavinya Dergisi

SEVGİYİ AŞILAYACAK PEŞİ BIRAKILMAYACAK BİR SERÜVEN
Ayşe HAYMA

Ruhumuzdaki iyiliklerin silgi tozu gibi dört bir yana dağıldığı,o müthiş cömertlikte yaşanmalı..

Bazen bazı ilhamlar izlediğimiz filmin tek bir repliğinde yakalar bizi. Bilinçaltımız tutuşuverir. Ruhumuz ise emeklemek ister,kalamaz yerinde. “Dans Etmenin Sırrı” da öyle bir filmdi benim için. Ben kendimi sevmeye,seçmeye; Bay Billy’nin Londra’da bale seçmelerinde ona; “Dans ederken ne hissediyorsun ?” diye sorulduğunda, “ uçuyormuşum gibi hissediyorum” cümlesinde başladım. O ise her gün 50 pensin ederine gittiği boks kursunun makus talihini, aynı salonda birleştiren küçük balerinleri görerek. Çoğumuz kaderi suçlarcasına ona boyun eğdik. Ezildik,büzüldük bize karşı engel oluşturan her şeyden uzak kaldık. Üstelik tutkuları fütursuzca törpülemeye kalkarak. Oysa bu ruh coşkunluğu; akan ırmaklar,doğan güneş,açan çiçek kadar normaliydi hayatın. Yeteneklerimizin sınırını önce biz,sonra çevremiz çizerdi. Noktayı biz koyardık. Öğrenilen,görülen hep bu rutindi. Ancak ben bu filmde; gücün,inancın ve hissin her şeyden üstün olduğunu tanıdım. Billy Elliot, yalnızca babası ve abisi madenci olan üstelik grev üssü olan ve büyükannesi tarafından desteklenilen bir çocuk değildi. Onun en büyük şansı ona inanan, taşan,kabaran,yeteneğini keşfeden ve en önemlisi onu seven sağlam bir ruha sahip öğretmeni olmasıydı. Bir insanı maddiyat değil,ancak arkasında göremese bile sonuna kadar hissedebileceği bir maneviyat diri tutar. Billy yeteneğini keşfeden bir öğretmenle geleceğe karşı hep diri kaldı.
Bilmemiz ve unutmamamız gereken tek bir şey vardır. Yeteneklerimiz isteklerimiz doğrultusunda gelişir. İnanmak ve his’etmek en büyük tutkudur. Yetenekleri cinsiyet kavramıyla ayrıştıramayacağımızı, Bay Billy ve kıymetli ailesi; Billy’nin salonda başarılı bir balet olarak gösteri vermesiyle müthiş bir sonla bahşetmiş oldu bizlere. Kalbime işleyen bir sonla ve sevgiyle...
Dans Etmenin Sırrı’na :)