Lavinya Dergisi

LABİRENT
Gülşah DEMİRCİ

“Susup içime döktüğüm cümlelere boğazımdan geçiş yok Parmak uçlarımla konuşuyorum, duyuyor musun?”

Özenle yazıp çizdiğim, olmadı deyip buruşturduğun bir kâğıt gibi…
Hafızamın çöp kutusunda geri dönüşümsüz bir sürü hikâyenin arasına
Kolay mıdır tutup sürüklemek bizi?
Direnen bir ben miyim sahi?

Bu hikâyeyi geri dönüşüme atsak kaç aşk daha çıkar?
Kıyım kıyım kıysak daha kaç yüreğe sığar?
Kalem taşıyamıyor artık, kâğıt almıyor…
Bir labirent bu…
Geleceğin geçmişe çıktığı, geniş zamanların daraldığı…
Acı geçmiş buradan bir iz gibi, sürmüş cümlelerimi
Hiçlik duruyor köşede
Soğuyan sevgilerin sıcacık külleri az ötede…

Karanlık bastırıyor, bir ses ver bana, bir nefes!
Bir harf, bir kelime, hiç bitmeyecek bir cümle…
Çürüyor bir zamanlar tutunduğum ne varsa
Su olmuşum, toprak olmuşum köksüz bir çiçeğe
Kokusu taşınıyor uzaklara…

Sessizlik kesiyor şimdi parmaklarımı
Akreple yelkovanın kolları uzanıyor da okşuyor başımı
Avuçlarım yalnız…
Dudaklarım kuru…
Ağırlaşıyor dünya…
Mürekkebin kâbusuymuş gördüğüm rüya…

Kaybolan zamirden biriyim artık
Eyleme geçememiş fiillerim ceplerimde
Gömlek değiştirir gibi
Üstüme yığılmış sıfatlar…
Düğmeleri yanlış ilikli…

Bir kalbin dört odasında hapsolmuşken
Tüm sıfatları çıkarıyorum üzerimden
Soyunuyorum usulca…
Ve bilmek yine de çok ağır geliyor
Labirentin sonu açılıyor
Başka yollara, başka kollara…

Olmadı deyip buruşturduğun bir kâğıt gibi…
Fırlatıp atacaksın
Öğrendim ki
Bu labirentten böyle çıkacaksın…