Lavinya Dergisi

AMBİVALANS
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

“Am-bi-va-lans” diye heceledim bir defa, duvarda asılı resmine bakarken. Tam da bendeki seni tarif ediyordu bu kelime. İlaveten o resimde taktığın mavi şapka vardı ya hiç yakışmamıştı sana. Çok defa söylemek istemiştim ama susmuştum. Kırmamak içindi en büyük çabam seni. Hala yakışmıyor şapka da, ısrarla uzattığın sakalların da. Bakma öyle şaşırmış gibi, resmin içinden de çıkıp öfkeyle bağıramazsın ya!
Takvim yaprakları değişti rakamların ısrarıyla. Sakalların epey fazla uzadı. Geçti ömrümden bir gün daha... Bugün hecelemedim bir çırpıda çıkardım ağzımdan ambivalans kelimesini. Sessizce tekrarladım iki defa yanak yanağa fotoğrafımıza bakarken geniş diğer duvarımıza. Çerçevedeki anı düşündüm. Fazla mutlu görünüyorsak da. Saçma! Hatırladım öncesinde nasıl eften püften bir nedenle kalbimi kırdığını oysa. Bilmiyorum! Neden, yüzüne haykıracak cesaretim yoksa!
Bir zaman daha geçti biraz aşk, biraz evcilik oyunu edasıyla. Mavi şapkanı durmadan taktın ama eskitemedin. Bense sevdim o kelimeyi her kızdığımda manasız tavırlarına, geçtim bir başka duvarın karşısına ses tonumu bir ton artırarak söyledim resimlerdeki sana... Üç defa daha tekrarladım: “Ambivalans, ambivalans, ambivalans…” Bu geceki ambiyansa...
“Zaman acımasız.” Derdi büyüklerimiz, çok haklılarmış da. Çok saat daha geçti yeni yaşanmışlıklarla. Bende yine duygular gidip gelmekte; bazen telaşla, bazen aşkla, bazen de öfkenin en üst katmanıyla. Karıştıkça bendeki sen. Evde duvarda çok, resimde… Geçip geçip karşına, dört defa, beş defa, sonra on defa söyledim ama... “Ambivalansss...” Rahatlayamadı içim henüz tamamıyla...
Geldi balık mevsimi yine çattı bu kışta. Sen 'harika yaparım ben fırında somonu' der övünürsün hani hep eşe dosta. Zorla yiyorum inan berbat! Ne tadı var ne tuzu! “Hey sen duvardaki şahıs haberin ola. Hiç sosunu da tutturamıyorsun ya! Yıllarca sineye çektim. Sendeki sıfır hasarın nedeni benim! Ben! Oh bak çok defa daha söylüyorum; Ambivalanssss.” On iki defa tekrarladım galiba.
Saatler, aylar, yıllar yarışı abarttılar. Biz bu defa kiraz mevsimine ayak bastık. Bendeki karmaşıklık tüm hızıyla devam etti. Kâh tozunu aldım çerçevelerin, sevdim resimlerdeki seni doyasıya. Sildim, parlattım, öptüm. Kâh abarttım karşına geçip bağırmayı. Kızdım günlerce yüzüne bakmadım. Hislerimi bir terazide tartamadım.
Sarı sarı yapraklar düşmeye başladı. Yeter dedim bir cesaret sonbahara. Elime bir kâğıt ve kalem aldım. Başlığını elbette “Ambivalans” yaptım. Kelimenin anlamını bilmediğini düşündüm. Nitekim ben de öğreneli çok zaman olmamıştı. İlk paragrafta şöyle açıkladım: 'Sevgilim' oldu hitabım el yazısı ile. Devam ettim söze 'Bendeki sen ne zıt duygularda bilemezsin, yüzüne söyleyemedim. Önce duvarlardaki resimlerine, sonra sana vereceğim ilk mektubuma yazıyorum. Seni hem yanımda istiyorum, hem istemiyorum. Hem seviyorum, hem sevmiyorum. Bir yanım kaçmak isterken, öteki yanım seni arıyor. İşte bu durumu anlatıyor başlığım.' Sonra nice cümleler daha döküldü kalemimden. Bitti ve düşündüm. Dibine şu notu ekledim: 'Son olarak bilmeni isterim ki; mavi şapkan da, durmadan uzattığın sakalların da sana hiç yakışmıyor. Hele fırında somonu inan berbat yapıyorsun, sosunu bilhassa.'