Lavinya Dergisi

BASMA FİSTANIM
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Ah benim basma fistanım! Kırmızısı ateş saçar, siyahı gece ile yarışırdı. Yeşilini tarif edecek ozan yoktu. Her bir deseninin dili başka, türküsü yanıktı. Nicedir giyerdim onu, sever, sarar, sarmalardım. Bilirdim çok yakışırdı bana. Şöyle salındım mı var olan endamımla, havalanır dururdum ben de; camda, damda, tarlada...
Ah benim basma fistanım! Yeni kalmaz dünya üzerinde pazende, basmada... Eskir giyindikçe insan üstünde zamanla. Lakin kıyamazdım ben kırmızısına ellerimle yıkar, güneşte kuruturdum bir güzel sabahla. Sonra geçirirdim boynumdan koyulurdum işlere; hamur mu yoğrulacak, kilim mi dokunacak, tarla mı kazılacak. Hepsini bir tamam yapardım yapmasına da...
Ah benim basma fistanım! Geçti yıllar böylece camda, damda, tarlada... Sen önce boynumdan yaraladın beni ya! Olur dedim, seven kırar bu kadarcık sevdiğini. Yamaladım boynumu özenle. Yırtığını görmezden geldim. Zaman daha geçti. Dantelli etek ucundan açtın diğer yaranı, cız etti içim ama yılmadım. Yamaladım eteğini de, yine bağrıma bastım seni. Sabah oldu kalktım, yüzümü yıkadım, aldım seni elime, giyindim. Sen olmayınca sanki çıplaktım. Revan oldum yola, önce mutfağa sonra cama, dama, tarlaya...
Ah benim basma fistanım! Durmadın, biliyordun sana olan düşkünlüğümü. Ne de olsa uzun bir mazimiz vardı. Bir yırtık, bir yırtık daha derken yeni yırtıklar açtın. Beni duymadın! Hiç çabalamadın! Önce yamalamaktan elime batan iğnelerle savaştım, sonra yamaların bozulan şekliyle, sonra şaşkın bakışlarla ve en sonda kendimle. Ben kırmızı basma fistanım dedikçe senin alın al olmaktan çıktı, türkün yanık olmaktan.
Ah benim basma fistanım! Dedim ya sensiz ben kendimi yıllarca çıplak sandım. Oysa bu son dediğim bir anda durdum ceviz çeyiz sandığımı açtım. Mavi pazenden parlak o kumaşla karşılaştım. Gök mavisi, beyazlar üzerinde, bulutlara benzemekteydi. Bir cesaret açtım, ölçtüm, biçtim sonra tam belime göre diktim yeni fistanımı. Ellerim titreye titreye, gönlüm hoplaya hoplaya yaptım bu işi. Giydim üzerime, yeni benle salındım, camda, damda, tarlada. Günler geçti, iyi hissettim kendimi, yamalardan kurtuldum ve kendimle savaşmaktan sanki rahatladım. O hırsla seni de dolabın en ücra köşesine kaldırdım.
Ah benim basma fistanım! Bir zaman sonra durdum. Seni kaldırdığım dolaba baktım! Çok düşündüm... Sende hatıralar vardı, güvenliydin. Üzerime tam oturmuştu ölçülerin. Sevgiydi aramızdaki bağ. Aynaya baktığımdaki samimiyet. Bundandı durmadan yırtık dikişim, yamalayışım. Lakin ben yamaladıkça sen uyumuştun... Ve ben uyandım. Sonunda anladım ki: seni bendim vazgeçilmez yapan, oysa maviye alışmak sadece cesaret isterdi, biraz da zaman...