Lavinya Dergisi

YAN!
Gülşah DEMİRCİ

“Susup içime döktüğüm cümlelere boğazımdan geçiş yok Parmak uçlarımla konuşuyorum, duyuyor musun?”

Bir yolculuk bu… Zamandan bağımsız uzayıp kısalan… Nefes alıp verişinle büyüdüğün, ‘tecrübe’ deyip dudağını büktüğün… Katre-i matem bulaşmalı belki de anlamlandırabilmek için var oluşunu… Çünkü acı yakar, insan önce acıyla yanar… Ve yandıkça bilir bu yolculuğun kıymetini, daha da derinden hisseder değerini… Aşkla yaşamanın ne demek olduğunu böyle öğrenir belki…
Zıtlıklar yanılsamadan ibaret olsa da büyük oranda öğreticidir. Kötüden korunabilmek için önce iyi olmayı düstur edinmek gibi… Cesur olabilmek için önce korkuyu hissetmek gibi… Hayat denen bu zorlu yolculukta ilerleyebilmek için de insan önce durmayı bilmeli. Tüm hengâmede durup kendini tanımalı, kendi özüne temas edebilmeli… Büyük bir emekle oluşturduğunu sandığı benliğinin de bir yanılsamadan ibaret olduğu gerçeğiyle yüzleşebilmeli… O benliğin altında ezilen ruhunun isteklerine üç maymunu oynayarak gerçekten yaşadığı iddia edilebilir mi? Sadece sanarsın ve sandıkça da yanmadan yakarsın…
Bu yolculukta akıl mı, yürek mi? Sağlam bir akıl önemlidir tabi ki. Sağlam bir yürek ise çok daha önemlidir. Çünkü ruhunla temas edeceğin yer yüreğinden geçer. Yüreğini susturmaya çalışmak, ruhuna kör, sağır, dilsiz kalmakla eşdeğerdir. Ve o her şeyin özü olan sevgi akıl işi değil, safiyane yürek işidir, ruh bunu bilir. Bir yürek ancak yanmayı bildiği zaman ısıtabilir, karanlıkları aydınlatabilir… Yani insan başkasının göğ(s)üne yeltenmeden önce, kendi gökyüzüne Güneş olmayı bilmeli.
“Baksan sevgiden, aşktan bahseder herkesin dili
Sevgiyle aydınlatmak istiyorsa yolunu
İnsan önce yanmayı bilmeli…
Kızıl nâr olup yanmadan, yakmamalı bu cana yâr dediğini
Ondan sonra, sadece dil değil,
Kendine açılmış bir yürek
‘Her şey aşktan…’ diyebilmeli”