Lavinya Dergisi

KÜÇÜK BEDENLERİN KABUSU
Ayşe HAYMA

Ruhumuzdaki iyiliklerin silgi tozu gibi dört bir yana dağıldığı,o müthiş cömertlikte yaşanmalı..

Ebeveynleri tarafından isteyerek ya da istemeyerek dünyaya gelen her çocuğun uğradığı azamet var bu dünyada. Ucu balçığa bulanmış bir değneğin kıyısından sıyırdığı hayatlar ya da kıyısında yaşayan hayatlar var. Bataklıkta doğmuş hayatların yine bataklıkta doğurduğu masum hayatlar var maalesef. Döngü böyledir sihirli bir değneğin uğramadığı tüm mini dünyalara tokat çarpar öyle ya da böyle bir yerden. Zalimce...
Bu dünyanın acımasızca üzerine oynadığı hayatlara ilk şiddetidir ki devamı hiç beklemeden aracılarla gelir karşımıza. Bazen aileden; erken yaşta gelin yapabilmek için diretilen bu çetin zorluğun şiddeti. Zaman zaman fiziksel çoğu zaman psikolojik olarak gelir gündeme. Ya da başka dünyalardan bakacak olursak yaşama; Afrika’da yaşayan siyahi bir çocuğun ırkına yapılan şiddet..
Şiddeti anlayabilmek için yaşamaya gerek yoktur. Hayata başka pencerelerden bakarak da,şiddeti ve şiddetin çeşitlerini idrak edebiliriz. Tek bir duyguyla<> zorluğunu dahi hissedebiliriz. Hayat hep ikili oynar. Bir tarafta bir bebeğin var olması için;dini uğruna adak adayan insanlar,diğer tarafta bir bebeğin var olmaması için yine dini uğruna tövbeler eden insanlar...
Ama en nihayetinde;iki tarafın da yaşadığı tek ortak payda,kolaylıkla tercih edilmiş ya da kontrolsüzce ortaya çıkan “şiddet” olgusudur. Yeryüzünde bu olgunun görüldüğü her kesimde insanlığını tamamlayamamış uygarlıklar olduğu belirtiliyor. Akabinde şiddetin var olduğu toplumlarda gelişemeyecek duygular da vardır;empati gibi. Bu yüzden kolay bir çözüm arıyorsak gelişebilmek ve olgunlaşabilmek adına,şiddetten kaçmalı ,şiddetten kaçan yanımızın içine dönüp düşünmesini sağlamalıyız. Bu bir erdem meselesidir. Erdemli olabilmek,erdemli kalabilmek dileğiyle...