Lavinya Dergisi

ŞEB-İ HİCRAN
Gülşah DEMİRCİ

“Susup içime döktüğüm cümlelere boğazımdan geçiş yok Parmak uçlarımla konuşuyorum, duyuyor musun?”

Göğün üzerinde simsiyah satenden elbisesi…
Yıldızları bastırırken göğsüne,
Usul usul indi işte gece üzerime.
Penceremden sızarak içeri,
Siyaha boyadı duvarlarımı.
Sonra uzanıp doldurdu
Sol tarafı boş yatağımı.
Soğuk elleri değdiğinde tenime,
Titredi her bir zerre.
Hatırlansın, şeb-i hicrandır bu gece…

Öyle bir dem vurdum geceden.
Gözlerimde meyus bir sessizlik…
Kirpiklerimde asılı yokluğun,
Beklerim ki gelsin vuslatı müjdeleyen şeb-i arusum.
Dudaklarım mühürlü,
Hasrete mahpus, yazgıya suspusum…
Kaldı hayallerim peşinde nefes nefese.
Hatırlansın, şeb-i hicrandır bu gece…

Şeb…
Siyahın en kara hali…
Kaç evde kapandı perdeler?
Kaç bedende hayata yumuldu gözler?
Tüten kaç ocak söndü?
Kaç kuş başka diyarlara göçtü?
Hatırlansın…
Kör kuyusunda hafızanın,
Çaresi yok göğsü delip geçen hicranın.


Şeb…
Sensizliğin en keskin hali…
Kıymık gibi batıyor kalbime.
Çizgi çizgi…
Gecenin gölgesi bir hayalet gibi
Çöktüğünde tenime…
Simsiyahım…
Hatırlansın…
Soğukluğunda çarşafın…

Şeb…
Aklımda sen…
Ruzuşeb…
Durur yüreğimde akreple yelkovanım.
Saatler hep sen…
Ruh-u revanım…
Seni sen geçe, bana kaç kaladır?
Hatırlansın…
Ruhun bana devadır.

Şeb-i hicrandır bu gece,
Bu geceler ki hatırlansın…
Leb demeden bendeki sen anlaşılsın…