Lavinya Dergisi

KUĞU GİBİ
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Sadece boynum değildi kuğu gibi narin. O senin gördüğündü. Bedenim ve ruhum da eşlik ederdi çoğu zaman boynuma. Ağır ağır yüzüşümün tek nedeni uçsuz bucaksız yeşil gölde, ne gel deyişindi, ne gelme! Küçük beyaz bulutlardı tepemde dolanan. Hepsi sana dair umuttu bende... Lakin tükendi nicedir merhamet; gönül hanende, dilinde, şiirlerinde...
Sadece sana bakarken değildi yanılgım. Göz gördüğünde de kandı, görmediğinde de. Bir tatlı söz arayıp durdum günlerdir kaleminde, kafiyende. Belki devrik cümlelerinde saklıdır dedi, tepemde dolanan beyaz bulutlar. Bulutlara da inandım. Sevdim yeniden cümlelerini de, ölçünü de, kafiyeni de...
Sadece aşka dair değildi çarpan kalbim. Yanına yaren istemişti, şarkılar, balıklar, yağmurlar ısrarla bende. O demiştim seni göstererek en sevdiğim hicaz makamına. 'Hapsolduğum yeşil gölde bana eşlik edecek. Biz iki kuğu son yazdığı şiirdeki gibi süzüleceğiz en güzel sesimizle cırcır böceklerine şarkı söyleyerek...'
Sadece hicaz makamı sormamıştı seni. Sabahlar sormuştu, güneşi selamlarken ben. Sonra akşamlar, tatlı meltemler eserken kuğu gibi narin boynuma ve gecelerce ay fısıldamıştı bizi, kulağıma. Hepsine durmadan, bıkmadan, usanmadan anlatmıştım alaycı gülüşünü. Aşka âşıktım ben. Dinlemişlerdi, sevmişlerdi beni. Belki de acımışlardı bu masum Kuğu’ya. Canımı bu kadar yakmadan önce sen!
Sadece sen oynamamıştın benimle, saklambaç. Hep ebe ben olsam da yeşil gölde, kanatlarımı açtıkça gökyüzüne kuşlar da kandırmıştı beni. Kapat gözlerini diyen ortadan kaybolmuştu. Yediveren çiçekleri, nilüferler, sonra kurbağa prensler. Cüceler, devler, yeşilbaşlı ördekler, kimler kimler...
Sadece mevsimler o hovarda gönüllü demişlerdi bana. Yar olmaz sana. Yaz'a inanmamıştım. Sıcaktı, yeşil göl çok kalabalıktı. Yaz bunalmıştı. Sonra sonbahar yapraklarını dökerken aklı karışmış olmalıydı. Kış soğuktu, üşümüştük, düşünmeden konuşmuştu. Sonra gelmişti İlkbahar, o içimde yeşeren çiçekti. Kulak vermiştim. İçim sızlamıştı. Kuğu gibi ince boynumu taşıyamaz olmuştu bedenim. O gelmişti yine yamacıma uzun uzun bakmıştım. Yine gözleri gel demişti, sözleri git. Kalemi, defteri elinde yazarken yeni bir şiir...
Sadece kendimi kandırıştı benimkisi... Nice aylar geçmişti boş umutlarımla. Biraz da suçlusu beyaz bulutlardı ama. İlkbahar ile süzülmüştüm suda. Bırakmıştım artık O'nu da şiirlerini de yeşil gölde. Mavi göle doğru yol almıştım. Bu defa arsız dalgalarda boğulmamaya karar vermiştim ki elinde mızıkası yeni bir göz ilişiverdi gözüme. Ne de güzel çalıyordu. Hicaz makamı neredesin anlatacaklarım var diye seslendim. Geldi yakınıma notalarıyla. Savurdum kanatlarımı açtım yeniden yüreğimi. Bıraktı mızıkasını O'da bana baktı. Kıyılarıma yine lodos vuracakta olsa kaldırmıştım boynumu. Bir defa daha dene derken içimde ki ses. Kuğu gibi.