Lavinya Dergisi

HİNDİBA
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Mevsimlerden bir mevsim, aylardan bir ay, günlerden bir gün içindeyim. Sıradan olduğunu düşündüğüm bir saat diliminde amaçsız yürüyorum. Keçeli, rahatsız ayakkabılarımın bağcıkları çözülene kadar her şey olağan seyrinde. Eğildim istemsizce başladım düğüm atmaya bağcıkları ve onu gördüm. Kalabalık, ağaçsız, çimensiz, gürültülü ve çirkin, caddede tek başına bakıyor etrafına. Ürkek ve mutsuz. Benim gibi.
Tam şu an nasıl da çocukluğum geldi aklıma. Yine kalabalık, ağaçlı, çimenli, daha az gürültülü, güzel çayırlarda tanıştık onunla. O zamanlar kaygısız ve mutluydu. Benim gibi. Yeşil bir dalın üzerinde sihirli toptu başı. Alırdık elimize koparırdık kökünden üflerdik, üflerdik. Bir paraşütçü misali uçardı beyazlar, sapı kalırdı elimizde. Sapından da düdük yapardık. Kafası uçtukça biz kahkahalar atardık. Mutlu olmak için bu kuralsız uçuş bile yeterliydi. Karışırdı toprağa hindiba, yeniden doğmak için.
Yine bir hindiba mevsiminde biz biraz daha büyümüşken ve çayırda tasasız koştururken, uçaklarımızı toplayıp heybesine koyan yaşlı bir teyze çarptı gözümüze. Kırışık, beyaz, minik elleri vardı. Torunlarına götürecek diye düşündüm önce. Onları mutlu edecek. Göz göze geldik sonra. Bakışları derin ve bir şeyler anlatmak ister gibiydi. Yanına gittim bitmeyen merakım ile sordum:
- Nine, sen bu kadar çok hindibayı neden toplarsın?
- Şifadır evladım.
Yüzümü ekşittim, bilmiyorum dercesine baktım yüzüne. Bir çiçekten, üstelik rüzgârın biraz fazla estiği anda yerle bir ettiği hindibadan ne şifa gelirdi ki? Nine şaşırdı diye düşündüm. Düşüncelerimi okumuş olacak ki oturttu beni yanı başına, şu kelamlar döküldü dilinden:
- Sen baktığında bir çiçek görürsün ben şifa. Sen oynamak için toplarsın, ben derman almak. Sen eğlence görürsün, ben fayda. Senin düdük yaptığın sapı, benim çayımdır. Dertsiz uçan başı, köylümün ilacıdır. Unutmayasın çocuk, insanoğlunun her birinin gördüğü başka, bildiği başkadır. Sen sen ol herkesin gözüyle gör, kulağıyla duy, bildiğini öğren. Şaşırma, yargılama...
Ayakkabımın bağcığını bağladım nineyi anımsarken. Sonra amaçsızca ve mutsuz yaptığım şu yürüyüşü. Nedeni O'nun benim gibi bakmayışıydı; gökyüzüne, denize, ağaca ve hayata. Hataydı yaptığım. Nine bu defa hindiba ile bana şifa vermişti. Benim gözüme mavi görünen gökyüzü ona belki griydi. Kopardım hindibayı sardım sarmaladım uçmasın diye. Adımlarımı hızlı atmaya başladım. Ona gidecektim. Hindiba üfleyecektik, paraşüt olup kuralsız uçacaktı başı, biz gülecektik. Sonra belki sapından düdük yapacaktık ve ben gökyüzüne onun gözlerinden gri bakmaya çalışacaktım.