Lavinya Dergisi
ACI ÇİKOLATA
Çikolata denildiğinde herkesin aklına farklı bir tat gelir. Kimisi sütlü çikolatayı yumuşaklığıyla sever, kimisi bitter çikolatayı kendine özgü aromasıyla tercih eder. Damakta bıraktığı iz nasıl kişiden kişiye değişirse, yaşamın insana sunduğu duygular da öyledir. Kimi zaman mutluluk huzur verir, kimi zaman yaşanan güçlükler insanı olgunlaştırır. Aslında her lokmanın ayrı bir anlamı, her deneyimin ayrı bir öğretisi vardır.
“Acı Çikolata” romanında da bu düşünce güçlü bir şekilde işlenir. Eserin başkahramanı Tita, ailesinin gelenekleri nedeniyle sevdiği Pedro ile evlenemez. Pedro ise ondan uzak kalmamak için Tita’nın ablasıyla evlenmeyi kabul eder. Aynı evin içinde yaşamalarına rağmen birbirlerine ait olamazlar. Tita, söyleyemediği her duyguyu hazırladığı yemeklere aktarır; özlemi, sevgisi, kırgınlığı ve umudu sofradaki herkese fark ettirmeden ulaşır. Roman, yalnızca kavuşamayan iki insanın hikâyesini değil, sevginin bazen sessizlikle, bazen sabırla, bazen de vazgeçmeden yaşanabileceğini anlatır.
Eserde yer alan “Kaynama noktasına gelmek.” ifadesi, insanın sabrının son sınırına ulaşmasını simgeler. Yazar, suyun belirli bir sıcaklıkta kaynamasını örnek göstererek duyguların da uzun süre bastırıldığında taşacak bir eşiğe ulaştığını anlatır. Ancak bu sınır yalnızca tükenişi değil, aynı zamanda dönüşümü de ifade eder. Çünkü insan, en derin kırılmalarının ardından kendini yeniden tanımayı öğrenir.
Romanın satır aralarında yalnızca aşk değil; fedakârlık, özgürlük, aile baskısı ve insan ruhunun dayanıklılığı da yer alır. Bu yönüyle eser, okuru kendi yaşamı üzerine düşünmeye davet eder. Herkesin içinde söyleyemediği sözler, gerçekleştiremediği hayaller ve sabırla taşıdığı yükler bulunur. Önemli olan, bütün bunların insanın kalbini katılaştırmasına izin vermemesidir.
Belki de ömür, yalnızca mutlu anları biriktirmekten ibaret değildir. Asıl değer, acıyı hayatın heybesine bir tecrübe olarak koyabilmek, sevinci ise yüreğin en güzel köşesinde özenle saklayabilmektir. İnsan, egosunu geri planda bırakabildiğinde elindekilerin gerçek kıymetini görmeye başlar. Tita’nın kavuşamadığı sevgi, sevdiği insanla aynı yolu yürüyebilenlere sessiz bir hatırlatma olur. Bu yüzden birlikte geçirilen her an, paylaşılan her sofra ve aynı gökyüzüne bakabilmek bile başlı başına bir şükür sebebidir. Çünkü hayat, herkese aynı hikâyeyi yazmaz fakat kıymeti bilinen her an, ömrün en değerli hatırasına dönüşür. İşte olgunluk da tam burada başlar: “İnsan, kendisine verilenleri fark ettiği ölçüde zenginleşir ve yaşamı aceleyle tüketmek yerine ilmek ilmek dokuyarak anlamlandırır.”
