Lavinya Dergisi
BİR GÜN BATIMI, BİR SANDAL VE BİR KARADENİZ MESELESİ
“Susup içime döktüğüm cümlelere boğazımdan geçiş yok Parmak uçlarımla konuşuyorum, duyuyor musun?”
Mayıs dedi takvimler, zamanın ruhu hızlandı. Günler günlerin üzerine devrilirken bir ay daha bitmeye yüz tuttu. Şimdi yaza doğru bir yolculuk var kapıda. Baharın son demlerindeyiz. Göğün yüzü yumuşadı iyice. Ağaçlar kuşandı yeşillerini, takıp takıştırdılar en güzel çiçeklerini. Deniz çekti üzerine mavinin en kıpırtısız hâlini. Hava hazır, su hazır, toprak hazır…
Doğduğum şehirde bir masada oturuyorum. Ahşabına yıllar saklanmış… Karşımda güneş, usul usul alçalıyor. Hazırlanmış, gidiyor. Kızıla çalan, tatlı bir turunculuk damlıyor paletinden. Kolları uzanmış denize, kucağına sığdırdığını boyuyor. Bulutlar, sürükleniyor ardından. O güzel turuncu aşıyor denizi, masaya varıyor. Uzanıp bardağımı sarıyor sonra. Bardağı kavrayan parmaklarımı öpüyor hemen ardından. Gözlerim kamaşıyor dolaşırken kirpiklerimin arasında. Bir eli ise daima saçlarımda… Onun sıcacık şefkatini bölüşüyoruz.
Tatlı bir rüzgâr esiyor anın içinden, tenimi geziyor baştan ayağa. İçime işliyor yosun kokusu. Bir davet uzatıyor ruhuma, tutuyor çekiyor onu. Bedenim sorgusuz peşinde… Yürürken bir köpek yanaşıyor yanıma. Yumuşacık tüylerine altın damlamış, bakışları parıltılı bir hüzün taşıyor. Elimi uzatıyorum, başını yaslıyor avucuma. Sessiz kalıyoruz, o sessizliğin içine sığıyor tüm dile gelecekler. Birlikte susuyoruz.
Dalgaların arasında gözüme bir sandal ilişiyor. Suyun ritmine ayak uydurmuş, kendi hâlinde salınıp duruyor. Kime ait olduğunu bilmeden atlıyorum o sandala, halka halka büyüyor yankısı suda. Oturup dinliyorum kulağıma çalınan ezgiyi. O ezgide tuz basıyorum yaralarıma. Bir göz kırpımı… İşte o zaman kaptanı ben oluyorum düşlerimin. Haydi, nefesime kuvvet! Yelkeni de benim, dümeni de bu geminin!
Güneş ufuk çizgisinde, vedaya durmuş. Mavi tamamen turuncuya teslim olmuş. Daha fazla düşünmeden halatı çözüyor parmaklarım. Sonra asılıyorum küreklere. Beni dikkatle izleyen köpek havlamaya başlıyor, demin paylaştığımız sessizliği can havliyle bozuyor. Gitmemi istemiyor belli ki. Ama Karadeniz tüm ihtişamıyla uzanıyor önümde. Derinliğine çekiyor beni. Bir balık sıçrıyor sudan. Dalgalar bana yoldaş…
Ahşap masa beride kalmış. Köpek kıyıda… Haziran az ötede… Geçmiş ise zamanda bir yarık! Kalbimi anılarla dolu bir gün batımı sarmış. Tüm heveslerimi bir sandal sırtlanmış. Tepemde dolaşan martılar, köpüklenen sular, başımda esen rüzgâr, parıldayan yakamozlar… Hepsi iş birliği yapıp sözleşmiş sanki. ‘İlerle!’ diyorlar bana. Sandalın üzerinde ayağa kalkıyorum, dönüyorum sırtımı, gözlerim ufukta… Bırakıyorum her şeyi akışına… Bu ayrıldığım kaçıncı limanım saymadan…
Sanmanın sularındayım. Umudun kıyılarında… Takılmışım kendi kendime ördüğüm inancın ağlarına… Cebimde unuttuğum deniz kabuğu bir şarkı fısıldıyor şimdi kulağıma:
‘‘Kime sorsam dönüşüm yok
Her gemi biraz deniz
Her yanım mavi, her yanım yel
Her yanım tuz
Deliyim…’’ *
Denizler ortasında tutuşuyorum! O turunculuğa ben de karışıyorum. Ah, yaşımı aldıkça nasıl da Karadeniz’e benziyorum!
*Ezginin Günlüğü ‘Gemi’ şarkısından alıntıdır.
