Lavinya Dergisi

İÇİNDEKİ GÜRÜLTÜ
Pelin ŞEHİDOĞLU

Sözcükler bir kaç hece lakin bilmezler ki bizim evrenimizde binbir gece.

İnsan bazen sessizlikten değil, kendi içindeki gürültüden yorulur.
Kimse duymasa da içinde bağıran bir şey vardır; adını koyamadığın, susturamadığın, kaçamadığın.
Dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerindedir belki—bir yüz, bir hayat, bir düzen.
Ama içeride, hiç susmayan bir yankı dolaşır: “Gerçekten bu muyum?”

Herkes güçlü görünmenin derdindedir.
Kimse “ben kırıldım” demiyor şu zamanda.
Çünkü kırılmak zayıflık sanıldı, susmak olgunluk.
Oysa insan en çok sustuğu yerden eksilir.
İçine attığın her şey, zamanla birikir; önce ağırlık olur, sonra yük, sonra da kimliğin.

Ve fark etmeden taşırsın kendine ait olmayan yükleri.
Başkasının beklentisini, başkasının hayalini, başkasının doğrularını…
Kendi sesin ise en sona kalır.
Çünkü en çok onu bastırmayı öğrenmişsindir.

Bir noktadan sonra hayat sana şunu öğretir:
Kaçtığın şey, peşini bırakmaz.
Görmezden geldiğin ne varsa, bir gün karşına dikilir—hem de en savunmasız anında.
Hazır olmadığın bir anda, tam da unuttum sandığın yerden vurur seni.

Ve o gün anlarsın:
Güçlü olmak, hiç düşmemek değil…
Düştüğünü inkâr etmemektir.
Ağladığını saklamamak, yorulduğunu kabul etmek, “ben de insanım” diyebilmektir.

İnsan kendine yalan söylediğinde başlar asıl kayıp.
Başkalarını kandırmak kolaydır; bir bakış, bir gülüş, birkaç süslü cümle…
Ama kendini kandırdığında, işte o zaman karanlık yerleşir içine.
Çünkü orada kimse yoktur seni uyandıracak.

Ve karanlık sessizdir.
Ama kalıcıdır.
Yavaş yavaş alışır insan ona.
Önce korkarsın, sonra kabullenirsin… sonra da onsuz yapamayacağını sanırsın.

Bu yüzden bazı geceler ağırdır.
Bazı sabahlar eksik.
Ve bazı insanlar, aslında çoktan gitmiştir de bedeni hâlâ buradadır.
Gülüşleri sahte değil belki, ama eksiktir.
Çünkü ruh, çoktan başka bir yerde kalmıştır.

Şunu kimse söylemez sana:
İyileşmek romantik bir şey değildir.
Bir şarkı, bir kahve, birkaç güzel sözle geçmez.
İyileşmek, yüzleşmektir.
Kanatmaz sadece… parçalar.
Kendi karanlığına bakabilmektir, kaçmadan.

Ama yine de…
İnsan, en çok kırıldığı yerden sızan ışıkla görür gerçeği.
Ve o ışık bazen gözünü alır, bazen canını yakar…
Ama en azından gerçektir.

Ve belki de mesele şudur:
Kendine rağmen değil, kendinle birlikte ayakta kalabilmek.
Eksiklerini saklamadan, yaralarını örtmeden, olduğun haliyle var olabilmek.

Çünkü bir gün herkes susar.
Herkes yorulur.
Ama herkes kendisiyle baş başa kalır.

Ve işte o an—
İçindeki gürültü ya seni yıkar…
ya da nihayet seni sen yapar.