Lavinya Dergisi

BÜYÜ ARTIK, ÇOCUK !
Esra YILMAZ

Öyle bir farkındalık ki, bir yanı delilik diğer yanı ise dahilik. Sahi ben hangi yanına savruldum sonunda.

   Sonlarla dolu, sanki bir sonsuzluk çemberinde… Daha ilk günümüzde çığlık çığlığa ağlayarak merhaba dedik. “Ben de varım ama korkuyorum!” Çığlığı… Hayatın acemisi bile sayılmazdık ki; savunmasız, ürkek, çenesi titrek.

   Günlerimiz geçti, boylarımız uzadı; simalarımız ve duygularımız değişti. Hayat okulu her birimizi farklı koşullarda sınava sokup kendince eğitti. Asıl “ben”e ulaşmak için hırpaladı, sarstı. Kimi o sarsıntıyla kendine gelip adımlarını daha sağlam attı; kimi ise meczup gibi, “Nereye geldim? Nereye gidiyorum? Ne yapıyorum?” sorularına gülüp geçti.

   Ama aslında her birimiz için son aynıydı: “Çözdüm” sanana da, neyi çözeceğinin üstünde durmayana da… Çünkü her “çözdüm artık” dediğimizde sorular değişiyordu. Çalışmadığımız yerden yeniden sınanıyorduk. Dünya işte burası; ne gelmek için ne de gidebilmek için tercih hakkımızın pek olmadığı… Aslı pire, gözümüzün devi: dünya.

   Daha ilk bebek adımlarımızı attığımız günden beri düşüyoruz. Dizlerimiz paramparça… Ama hevesliydik işte, yaşamaya. Yine bir hışım, ellerimizle yerden güç alıp doğruluyor; yeniden düşmek için adımlar atmaya devam ediyorduk.

   Peki ya bugün… Neden devam edemiyorduk? Sayısız düşmemizden sonra dizlerimizde hâl kalmadığından mı? Yoksa kendimizi doğrultmak için güç aldığımız ellerimizin titreyip zayıf düşmesinden mi?

   Belki de hiçbiri. Yaşamaya olan hevesimizin renginin solmasındandı sadece. Defalarca yıkanmış bir çamaşır gibi… Delik deşik ama hâlâ bütünlüğünü koruyan bir çamaşır parçası. Düştüğün yerden, “Küstüm ben, artık oynamayacağım!” diye bir çocuk gibi ağlarken hayat, elinde umut şekeriyle seni “bir daha dene” diye kaldırıyordu. Belki de kandırıyordu. “Büyü artık çocuk,” diye kulağına fısıldayıp şekeri uzatıyordu. Boyun uzadığında çektiğin o kemik ağrılarını, büyümen durduğunda ruhunda hissettiğinde anlıyordun: Büyümek her dönemde sancılıydı.

   Tüm bu iniş çıkışın özeti tek bir kelimeyle: “Yaşamak.” Ama aslında bir harpte savaşmaktı. Bu savaşta acemiydik ama hevesliydik; korkaktık ama atılgandık… “Bu savaşta ben de varım; insanıydık.” Sonların baştan belli olduğu sınavların kahramanıydık.

   Ağlayarak geldik… Abus bir yüzle veda edeceğiz. Belki kırgın, belki mutlu, belki de hep çocuk...