Lavinya Dergisi

BABAMIN KOL SAATİ
Pelin ŞEHİDOĞLU

Sözcükler bir kaç hece lakin bilmezler ki bizim evrenimizde binbir gece.

Bazı eşyalar zamanı göstermez, zamanı saklar.
Babamın kol saati mesela.Camı hafif çizik. Kordonu yılların terini, yaz sıcağını, kış soğuğunu içine çekmiş. Saat hâlâ çalışıyor ama tik takları artık daha derinden geliyor sanki. Sanki her saniye biraz daha düşünerek ilerliyor.
Çocukken o saatin sesini duymazdım. Babamın varlığı zaten yeterince yüksekti. Bir odada olması, saatin çalıştığını kanıtlıyordu. Akşamları kolunu masaya koyduğunda, saat de masaya değerdi. Metal hafifçe tahtaya çarpar, küçük bir ses çıkarırdı. Ben o sesi “güven” zannederdim. Şimdi düşünüyorum da…
Belki de güven dediğimiz şey, birinin zamanının bize ait olduğunu hissetmekti.
Babam o saati hiç çıkarmazdı. Sadece uyurken. Komodinin üzerine bırakırdı. Saat karanlıkta da çalışmaya devam ederdi. Ne tuhaf…İnsan uyur. Ama zaman asla di mi ?
Yıllar geçti. Babamın saçları beyazladı. Ben büyüdüm. Saat aynı kaldı.
Bir gün, kordonu koptu.
O an anladım ki bazı kopuşlar sessiz olur. Ne dramatik bir müzik çalar, ne de biri “işte şimdi değişiyor her şey” der. Sadece küçük bir çıt sesi duyarsın. Ve artık hiçbir şey eskisi gibi değildir.
Saat tamir edildi elbette. Ama ben o günden sonra tik takları daha net duymaya başladım. Çünkü insan bir şeyin sonsuz olmadığını fark ettiği anda, onu ilk kez gerçekten duyar.
Babamın bileği artık daha ince. Saat biraz bol duruyor .Zaman herkesi inceltiyor galiba.
Bazen o saati elime alıyorum. Kulağıma yaklaştırıyorum.
Tik… tak… tik… tak…
O ses bana şunu söylüyor: Hiçbir an durmuyor.Ama bazı anlar içimize sabitleniyor.
Babamın genç hali o saatin içinde.
Benim çocukluğum da.
Ve belki bir gün…
O saat bana kalacak.
İşte o zaman, zamanı ilk kez taşımayacağım.
Zaman beni taşıyacak.
Çünkü bazı saatler kolumuzda durmaz. Bileğimizin etrafında değil, kalbimizin çevresinde döner. Ve her tik takta şunu hatırlatır:
Geçiyor.Ama değerken geçiyor.