Lavinya Dergisi
ANAHTARI OLAN BİR TUTSAK
Esra YILMAZ
Öyle bir farkındalık ki, bir yanı delilik diğer yanı ise dahilik. Sahi ben hangi yanına savruldum sonunda.
Öyle koca bir boşluk vardı ki içinde… Hiçbir yere, hiçbir kimseye kendini ait hissedemezdi. Kalabalıkların en ortasında bile aklı, içindeki o boşluğun gürültüsüne giderdi. Bir mide gurultusu gibi durmadan kendini hatırlatan, susmayan o derin kuyu…
Ne tamamen vardı ne de tamamen yoktu. Hayata hiçbir zaman iki eliyle sarılamazdı; bir elini hep boşta bırakırdı. Aklından, son zamanlarda okuduğu bir söz geçerdi: “Nerede yoksam eksik, nereye gitsem fazla gibiyim…”
Yalnızlık onun için, havasız ve sıcak bir odadan buz gibi bir havaya çıkıp ferahlamak gibiydi. Bu yüzden artık içeri hiç girmezdi. O soğukta üşüyor, günden güne hastalanıyordu ama yine de o odaya dönmekten korkuyordu. Kendini soğuğa hapsetmişti.
Bazen girecek gibi olurdu; güçlenmiş, nefes almış hâliyle… Sonra yine eşikte durur ve yapamazdı. Korkardı. Kaç yaşına gelirse gelsin, hayatın acemisi gibi hissettiği için belki de… Kaçmak daha kolay gelirdi. Özgür olduğunu sanırdı ama aslında kendi çizdiği sınırların içinde dolaştığını fark etmezdi; korkularının esiri olduğunu da…
Mücadele de bir süredir yanına uğramaz olmuştu. Çünkü karşısında, yaşamaktan ürktüğü için hayatını askıya almış biri vardı ve o, bunu görüyordu.
Artık kavradığı tek eli de gevşetmişti. Çok yorulmuştu.Korkmaktan. Vazgeçmekten. Düşmekten yorulmuştu. Kendine bile ağır gelen bir hâli vardı. Mücadele etmek zorunda kalmamak için düşünmemeyi seçiyordu. Günleri bitsin diye yaşıyor, geçenleri hatırlamıyordu.
Ve işte… Bir gün daha bitmişti; hayat yine onsuz ilerlemişti.
O ise eşikte durmuş, kapının anahtarını sıkı sıkıya kavramış ellerinin acısıyla bekliyordu. Soğuk havanın onu öldürmediğini biliyordu; onu yavaş yavaş tüketenin, kapının önünde yıllardır beklemek olduğunu da… Üstelik her şeyin anahtarını elinde tuttuğunu da biliyordu.
Bunun bilinciyle yine de bekliyordu. Çünkü bazen bilmek de bir yüktü ve o, bu yükün altında ezilmişti. Can çekişiyordu… Korkuları, umutsuzlukları, "böyle olmasaydı böyle olurdu" diye aklından geçen sayısız ihtimalin eşliğinde…
