Lavinya Dergisi

ET TU, BRUTE
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Roma’da bazı ölümler vardır; beden yere düşmeden önce bir çağ düşer. Julius Caesar o sabah zaferini giyer. Üzerinde zırh yoktur. Çünkü en büyük korumanın, sevildiğine inanmak olduğunu düşünür. Oysa insan, en çok alkışlandığı yerde savunmasızdır. Alkış, yaklaşan hançerin sesini gizler.

Roma’da iyi olmak nedir?

Fethetmek mi?

Affetmek mi?

Yoksa affettiğinin sana yaklaşmasına izin vermek mi?

O, bağışlayarak büyür.

Ama Roma’da bağışlamak düşmanı durdurmaz.

Yaklaştırır.

Senato mermerleri soğuktur ama en soğuk olan taş değildir. En soğuk olan, bir dostun kalbidir.

Ve o dost: “Marcus Junius Brutus”

Bir evlat gibi sevilen,

Bir sır gibi saklanan.

İlk darbe iner.

O dönmez. Çünkü insan, düşmanını bekler. Dostundan gelecek olanı beklemez.

Bir darbe daha,

Bir tane daha.

Sonra göz göze gelirler.

Ve gerçek, o anda ortaya çıkar.

İnsanı öldüren bıçak değildir.

Bıçağı tutan tanıdıktır.

O konuşmaz.

Çünkü artık bilir:

İnsan, düşmanıyla değil, inandığıyla yıkılır.

Bedeni çöker ama önce güveni düşer.

Sonra yargılar başlar.

Kimisi ona tiran der, kimisi kahraman.

Ama gerçek değişmez.

O, ne sadece zalimdir, ne sadece kurtarıcıdır.

O, “İNSANDIR.”

Ve insanın trajedisi şudur:

“Dünyayı fethedecek gücü bulur, ama bir kalbi koruyamaz.”

Yüzyıllar önce Roma, bugün milenyum çağında dünya.

Değişmeyen yazgı şöyle yazıla:

“Hançeri tutma.

Hançerin girdiği beden olma.”

Ve o ses, hâlâ yankılanır zamanın kulaklarında.

“Et tu, Brute…”