Lavinya Dergisi

“İNSANIN İÇİNDEKİ ESKİ TANRI”
Pelin ŞEHİDOĞLU

Sözcükler bir kaç hece lakin bilmezler ki bizim evrenimizde binbir gece.

Bazı acılar yenidir sanırsın.
Oysa çok eskidirler.
Adı değişmiştir sadece.

İnsan bazen bir olayı yaşamaz;
bir kehaneti tamamlar.

Göğsünün ortasında açıklayamadığın o sızı var ya…
Bir vedadan büyük,
bir kelimeden ağır.
Sanki senden önce de oradaydı.
Sanki annenin gözlerinde,
onun annesinin susuşunda,
daha da geride, adı unutulmuş bir kadının duasında.

Belki de biz,
yarım kalmış mitlerin devamıyız.

Kim bilir…
Belki bu yüzden bazı insanlara ilk görüşte tanıdık deriz.
Çünkü onlar yeni değildir;
hikâyemizin eski karakterleridir.
Bir zamanlar aynı ateşin etrafında oturmuşuzdur belki,
aynı gökyüzünden düşen yıldızı dilek sanmışızdır.

Ve kalp…
Kalp dediğin şey bir organ değil sadece.
Bir harita.
Üzerinde savaşlar olmuş, şehirler yanmış,
tanrılar terk etmiş,
ama yine de bir köşesinde küçük bir ışık bırakılmış bir harita.

İnsan en çok o ışığa yürürken yorulur.
Çünkü oraya giden yol
mantıktan değil,
kayıptan geçer.

Bazen birini seversin,
ama o sevgi bugüne ait değildir.
Bir adak gibi hissedersin.
Sanki onu değil,
bir yazgıyı tamamlarsın.

Belki de bu yüzden bazı vedalar bu kadar büyük.
Bir insandan değil,
bir çağdan ayrılıyormuşsun gibi.

Ve biz…
Modern kıyafetler içinde dolaşan
eski ruhlarız aslında.
Telefonlarımız var ama kaderden kaçamıyoruz.
Bilim biliyoruz ama kalbimiz hâlâ gökyüzüne bakıp anlam arıyor.

Çünkü insan değişti sandı kendini.
Ama içindeki o eski tanrı
hâlâ aynı yerde bekliyor:

Sevmeni,
yanılmanı,
kaybetmeni,
ve yine de ışığa doğru yürümeni.