Lavinya Dergisi
“KALBİN ÜSTÜNDE KURULAN DÜZEN”
İnsan önce içinde yıkılıyor.
Sonra şehirler yıkılmış gibi hissediyor.
Bir sabah uyanıyorsun…
Hava aynı, gökyüzü yerinde, binalar ayakta.
Ama bir şey kaymış dünyada.
Adaletin ayarı bozulmuş gibi.
Vicdanın sesi kısılmış.
Ve kimse fark etmemiş gibi davranıyor.
En çok da buna ağlıyor insan.
Kötülüğe değil.
Kötülüğün normalleşmesine.
Eskiden bir şey yanlış olduğunda kalbimiz sıkışırdı.
Şimdi sıkışan kalbi “abartma” diye susturuyorlar.
Duyarlı olmak ayıp, susmak olgunluk sayılıyor.
Oysa içimiz…
Bir mahkeme salonu gibi.
Herkes susarken kalbimiz ayağa kalkıp bağırıyor:
“Bu doğru değil.”
Ama biz onu yerine oturtuyoruz.
“Şimdi sırası değil” diyoruz.
“Hayat zor zaten” diyoruz.
“Bana ne” diyoruz.
İşte dünya böyle kararıyor.
Güneş batmıyor aslında.
Vicdan çekiliyor gölgede bir yere.
Din…
Bir zamanlar insanın kalbini yumuşatan bir yağmurdu.
Şimdi bazı ellerde taş gibi.
Birbirine siper olan değil, birbirine atılan bir şey oldu.
Oysa inanç dediğin şey…
Birinin başını okşamak olmalıydı.
Birini korkutmak değil.
Birine “sen de insansın” demekti,
“Ben senden üstünüm” demek değil.
Tanrı’nın adını en çok bağıranlar
Bazen O’nun merhametini en az taşıyanlar oluyor.
Ne garip.
Siyaset desen…
İnsanı yaşatmak için vardı sözde.
Ama şimdi insan, fikirlerin altında eziliyor.
Bir bayrağın gölgesi, bir insanın gözyaşından daha değerli sayılıyor bazen.
Oysa bayraklar ağlamaz.
İnsan ağlar.
Ve ben düşünüyorum…
Bu dünya ne zaman bu kadar sert oldu?
Yoksa hep sertti de biz çocukken mi yumuşaktı?
Çünkü çocukken dünya bir oyundu.
Şimdi bir güç savaşı.
Çocukken dua, gece korkmayalım diyeydi.
Şimdi insanlar birbirinden korkmasın diye dua ediyoruz.
Ama yine de…
Tuhaf bir umut var içimde.
Büyük değil.
Sessiz.
Bir annenin çocuğuna sarılışında,
Bir yabancının kapıyı tutuşunda,
Birinin “kusura bakma” deyişinde.
Dünya yukarıda kirleniyor belki,
Ama aşağıda, insanların küçük hareketlerinde
Hâlâ Tanrı’ya benzeyen bir şey var.
Belki düzen kalbin üstüne kurulduğu için bu kadar bozuk.
Belki önce kalbi düzeltmek gerekiyordur.
Çünkü insanın içi düzelmeden
Hiçbir ülke düzelmiyor.
Ve belki de devrim…
Sandıkta değil,
Birinin içindeki taşın yumuşadığı o anda başlıyordur.
Sessizce.
Gösterişsiz.
Ama gerçekten.
