Lavinya Dergisi
GÖRMENİN KEFARETİ
Görmek, ışığın fiziksel bir yansıması olmaktan ziyade, gördüğümüz şeyin üzerinde kurduğumuz bir mülkiyet ve sorumluluk bağıdır. Bir şeyi "gördüm" dediğimiz an, o anın tanığı haline geliriz ve tanıklık, beraberinde ağır bir kefaret getirir. Görmek, dış dünyayı pasif bir şekilde kabullenmek değil, dışarıdaki dünyanın derdine ortak olma taahhüdüdür. Eğer bir haksızlığa gözümüz ilişmişse, artık o haksızlığın bir parçası olmama sorumluluğu omuzlarımıza binmiştir. Kaçamazsınız; çünkü zihin bir kez gördüğü şeyi asla "hiç görülmemiş" kılamaz.
Modern dünyanın en büyük yanılgısı, sorumluluğu sadece eylemlerimizle sınırlı sanmamızdır. Oysa bizler sadece yaptıklarımızdan değil, görüp de yapmadıklarımızdan, fark edip de başımızı çevirdiğimiz her andan sorumluyuz. Sorumluluktan kaçmanın en kolay yolu körleşmektir; bakışlarımızı donuklaştırmak, duyularımızı köreltmek ve hayatı bir sis bulutunun arkasından izlemektir. Ancak bu sahte güvenli alan, bizi sadece vicdanın sesinden uzaklaştırır, felaketin kendisinden değil. Bir toplumu ayakta tutan şey ortak akıl değil, ortak sorumluluktur; yani her bir bireyin, diğerinin acısına karşı duyduğu o kaçınılmaz tanıklık borcudur.
İnsan, ancak bir başkasının sorumluluğunu yüklendiğinde kendi sınırlarını aşabilir. Eğer sadece kendi ihtiyacımızı, kendi açlığımızı ve kendi karanlığımızı görüyorsak, aslında en derin körlüğü yaşıyoruz demektir. Gerçek "görüş", kendimizden vazgeçip bir başkasının hayatına rehberlik edebilme iradesidir. Sorumluluk almak, dünyayı sadece seyretmekten vazgeçip, o dünyanın içine müdahale etme cesaretini göstermektir. Bu cesaret gösterilmediğinde, toplumun tüm bireyleri birer birer kendi içsel karanlıklarına gömülür ve geriye sadece birbirine çarpan anlamsız bedenler yığını kalır.
José Saramago’nun Körlük kitabında bu ağır sorumluluk sınavı, o kaosun ortasında gözleri açık kalan tek kişi olan "doktorun karısı" üzerinden somutlaşır. O, görmenin bir imtiyaz değil, bir ıstırap olduğunu bizlere en yalın haliyle gösterir. Herkesin körleştiği bir dünyada tek gören kişi olmak, tüm dünyanın yükünü ve günahını tek başına sırtlanmak demektir. Saramago, bize şu soruyu sormaya zorlar: Herkesin kör olduğu bir yerde, vicdanın gözlerini açık tutmaya cesaret edebilir miydiniz? Çünkü nihayetinde insanı insan yapan şey, o süt beyazı boşlukta bile "görüyorum" diyebilmek ve gördüğü her acının sorumluluğunu üstlenebilmektir.
