Lavinya Dergisi
KALBİME SAĞLIK
Otuz yaşıma girdiğim gün, aynaya uzun uzun baktım.
Yüzümde yeni çizgiler yoktu belki ama
bakışlarımda kesinlikle başka bir kadın vardı.
Genç değildim artık.
Ama ilk defa gerçekten kendime yakındım.
Otuz, sayıdan ibaret sanırdım.
Biraz korkutucu, biraz büyük, biraz erken gelen bir durak gibi.
Meğer otuz, insanın kalbiyle ilk kez dürüstçe konuştuğu yaşmış.
Ben bu yaşıma kadar kalbimi çok çalıştırdım.
Yanlış yerlere koşturdum.
Yanlış insanlara emanet ettim.
“Bir gün düzelir” dediğim cümlelerin altında uzun süre beklettim.
Ama her seferinde…
Kırıldı.
Toplandı.
Ve beni yine yarı yolda bırakmadı.
Otuzdan önce insan, kalbini kanıtlamak zorunda hissediyor.
Sevdiğini, sabrettiğini, dayandığını, vazgeçmediğini…
Hep birilerine ispat hâlinde.
Otuzdan sonra ise başka bir şey oluyor.
İlk defa şunu diyorsun:
“Ben kendime iyi davranmak istiyorum.”
Artık alkışlanmak için değil,
gece yastığa başını koyduğunda
için rahat olsun diye kararlar almaya başlıyorsun.
Ben bu yaşa gelene kadar çok güçlü olmaya çalıştım.
Şimdi ise nazik olmayı öğreniyorum.
Herkesi kurtarmak yerine,
kendi yaralarımı sarmayı.
Herkesi anlamak yerine,
kendi sınırlarımı korumayı.
Ve fark ediyorum ki…
Otuz yaşın en büyük kazanımı başarı değil.
Huzur.
Kalbini taşlaştırmadan büyüyebilmiş olmak.
Hâlâ heyecanlanabilmek.
Hâlâ güvenmeyi göze alabilmek.
Hâlâ sevginin ihtimaline kapıyı kapatmamak.
Bugün geriye dönüp baktığımda
kendime söyleyebildiğim en içten cümle şu:
Onca hayal kırıklığına rağmen
kalbimi tamamen kaybetmemişim.
Ve bunun için
tek bir cümle yeterli geliyor:
Kalbime sağlık.
