Lavinya Dergisi

GÜÇLÜ GÖRÜNÜRKEN YORULAN KADINLARA
Nil SÜNGÜ KARA

“Anlatmadığım her şey içimde ağırlaştı; yazdıklarım beni hafifletti.”

Kimseye belli etmeden yorulmayı öğrendik.

Gülümserken içinden dağılan kadınlar olduk. 

“İyiyim” demeyi, gerçekten iyi olmaktan önce ezberledik.

Sabah uyanıp hayatın içine karışan, gün boyu birden fazla rolü aynı bedende taşıyan kadınlarız biz.

Anne, eş, çalışan, düşünen, hisseden… Ve çoğu zaman hepsine aynı anda yetmeye çalışan.

Güçlü olmak bizden beklendi. Ağlamamak değil belki ama toparlanmak şarttı. Düşmek serbestti ama uzun kalmak ayıptı. Kimse sormadı: “Bu kadar güçlü olman seni yormuyor mu?” diye.

Yorgunluğumuz çoğu zaman uykusuzluktan değildi. Bitmeyen sorumluluklardan, sürekli anlayışlı olmaktan, herkese yetişip kendimize geç kalmaktan geldi. Biraz sessiz, biraz görünmez bir tükenmişlikti bu.

Bazen her şey yolundaymış gibi görünürken içimizde bir yer eksildi. Bir heves, bir hayal, bir cümle yarım kaldı. Ama hayat devam ediyordu ve biz de ona ayak uydurmak zorundaydık.

Kadınlar güçlü olmayı çok iyi becerir.

Ama kimse bize güçlü olmanın yalnız kalmayı da beraberinde getirebileceğini söylemedi.

Bir noktada fark ediyor insan:

Her şeye yetişirken kendine dokunamamış.

Herkesi idare ederken iç sesini susturmuş.

Belki de bu yüzden bazı yorgunluklar geçmiyor.

Ne bir kahveyle, ne bir tatille, ne de “biraz dinlenince”yle. Çünkü mesele beden değil, “ruh”tur. 

Bir kadının yorulduğunu anlamak için ağlamasına gerek yok. Bazen en çok gülen, en çok “hallederiz” diyen kadındır en yorgun olan. Ve en az görülen.

Bu bir şikâyet yazı olarak algılansın istemem. Bir farketme hâlini yaşasın okuyucum. Bir durup kendine bakma çağrımdır. Güçlü olmak zorunda olmadığımız anları da hak ediyoruz. Dağılmayı, kararsız kalmayı, “bilmiyorum” demeyi. Her şeyin cevabını taşımak zorunda değiliz.

Hayattaki gerçek gücün, herkese yetmeye çalışmayı bırakıp kendimize bir yer açabildiğimizde başladığını geç olmadan farkedelim. Eğer bu satırlarda kendinden bir parça bulduysan, bil ki yalnız değilsin. Bu yorgunluk senin eksikliğin değil, bunu bil. Bu, çok şey taşımanın bedelidir. Ve belki artık biraz bırakmanın zamanı gelmiştir, ne dersin? En azından kendin için. 

Bu yıl ben, 30 oldum. Aynaya uzun bir zamandır bakmadığımı düşündüm. Kendimi ne zaman umursayacağımı bilemediğim, ertelediğim çok zaman olmuş.

Hayatın bu kadar hızlı akacağını bilmiyordum. Otuz, bir sayıdan ibaretti benim için; büyük, uzak ve biraz da yaşlı gelen bir sayı. Meğer yaşlı olan ben değilmişim, sadece çok şey taşımışım.

Otuz; bitiş değilmiş ama durup bakma ihtiyacıymış.

Ne haldeyim, neredeyim ve kendimle ne zamandır konuşmuyorum?

Belki de bu yaştan sonra mesele güçlü olmak değil,kendimize geç kalmamayı öğrenmektir.

E o zaman başla sen de kendine dönmeye…