Lavinya Dergisi

SESSİZ KAYIP
Sıla Nisa ÜNAL

En derin arzumuzdur aslında yalnızlık.

Elimdeki kartı, içi kocaman olan çantamda kaybolmaya mahkûm ederken otobüsün arka kısmına doğru ilerliyorum. İlerledikçe elimi tutan minik ellerin yavaş yavaş benden uzaklaştığını hissediyorum. Arkamı dönüp baktığımda kızımın geride kaldığını, aramıza birkaç kişinin girdiğini görüyorum. Bir direğe tutunur tutunmaz kızıma sesleniyorum:

“Anneciğim dikkatlice yanıma gel lütfen!”

Kızım sanki sesin nereden geldiğini anlamıyormuş gibi sağına soluna bakıyor, beni arıyordu. Aramızda kalan insanların arkaya doğru ilerleyişini izlerken onun beni görmesi için bir kez daha bağırdım. Bağırmamla birlikte önümdeki insanlar bana garip garip bakmaya başladılar.  İnsanları rahatsız ettim çekincesi ile yüzüme mahcup bir tebessüm hâkim oldu.

Ben insanlara mahcup bir ifade ile bakarken kızım yanıma gelmiş, bir eli elimde diğer eli ise otobüs direğinde yolculuğumuza devam ediyorduk. Biraz ilerledikten sonra kızıma doğru bakarak, çikolata isteyip istemediğini sordum. Bana cevap vermedi. Ardından başka bir ihtiyacı olup olmadığını sordum. Ona da cevap vermedi. Normalde susmazdı. Bu kadar değil.

İyi olup olmadığını sormak için otobüs durağa yaklaştığında, yavaşça eğilip onu kontrol ettim. Bir şeyi yoktu. Her zamanki gibi normal gözüküyordu. Ayağa kalktığında karşımda oturan kızın bana garip garip baktığını, gözlerinde tuhaf bir korku olduğunu gördüm fakat buna bir anlam veremedim. Otobüs her tümsekten geçtiğinde minik kızım korkarmışçasına yüzüme bakıyor, elimi daha sıkı tutuyordu. Bense korkmaması için saçlarını okşuyor ve ona biraz daha yaklaşıyordum.

Otobüs ilerledikçe arkamdaki kadınların garip fısıltıları beni daha da rahatsız etmeye başlamıştı. Arkamı yavaşça dönüp kadınların yüzüne baktığımda tıpkı önümdeki kız gibi onların da garip bakışlarına maruz kaldım. Neden bu kadar rahatsız olmuşlardı anlamadım. Onları rahatsız edecek derecede yüksek sesli konuşmuyor, yalnızca çocuğumla ilgilenmeye çalışıyordum. Acaba farkında olmadan yüksek sesle mi konuşmuştum? Hem öyle olsa bile bu onların bana bu şekilde bakmaları için geçerli bir sebep sayılır mıydı? 

Zaten zor bir gün geçirdiğimin bir kez daha farkına vararak arkamdaki kadınları umursamadan önüme döndüm. Hemen çaprazımda yaşlı bir kadın elini ağzına götürmüş, sanki çok kötü bir şey duymuş da üzüntüyle karışık bir şaşkınlık yaşıyormuşçasına suratıma bakıyordu. Bugün insanlarda bir gariplik vardı fakat bir türlü anlam veremiyordum. İneceğimiz durağa yavaş yavaş yaklaşırken kızımın elinden tutup açılacak kapının önüne doğru ilerliyordum. O sırada bir kadının çantası çocuğumun koluna hızlı bir şekilde çarptı. Ben kızıma bakıp bir şey olup olmadığını kontrol ederken kadın hiçbir şey olmamış gibi, özür dilemeyi bırak arkasına dahi bakmadan ilerlemeye devam etti. Tam kadına dönüp bağıracakken kızım yüzüme baktı. Öfkem, elimdeki eli bırakmamaya çalışırken daha da arttı. Tam kapıdan ineceğim vakit kulağıma bir fısıltı ilişti. Bu ses sabahtan beri birbirlerini dürtüp bana gözlerini dikerek bakan o kızların sesiydi.

“Kadına bak sabahtan beri kendi kendine konuşuyor. Belki de çocuğunu kaybetmiştir kim bilir.”

Bu cümleyi duyunca kalbime bir acı saplandı. Elim refleksle sıkıldı ama karşılık bulamadı.