Lavinya Dergisi

NİYET
Pelin ŞEHİDOĞLU

Sözcükler bir kaç hece lakin bilmezler ki bizim evrenimizde binbir gece.

Dünya, biz daha gözümüzü açmadan çok önce kurulmuş devasa bir saat mekanizması gibi tıkır tıkır işliyor gibi görünse de, aslında her şey o kadar da mekanik değildir. Bu koca çarkın dişlileri arasına sızan, yağ gibi kaygan, bazen de kum gibi engelleyici bir töz vardır: Niyet.

Niyet dediğimiz şey, insanın iç dünyasındaki o tozlu odada yaktığı küçük bir mumdur. Ama bu öyle sıradan bir mum değil; ışığı duvarları aşıp evrenin öbür ucundaki bir yıldızı göz kırptıracak kadar mahir, bazen de kendi sahibinin parmaklarını yakacak kadar sakardır.

Birine bir bardak su uzattığınızı hayal edin. Eğer niyetiniz sadece susuzluğu gidermekse, o su şifadır. Ama niyetiniz "Bak ben ne kadar düşünceliyim" diyerek bir teşekkür devşirmekse, o su muhatabınızın boğazında hafif bir kuruluk bırakır. İşin nüktesi şuradadır: Evren, ne yaptığınızla pek ilgilenmez; o daha çok "neden" yaptığınızın kokusunu alır.

Niyet, eylemin ruh halidir. Birine "günaydın" dersiniz; niyetiniz samimiyse güneş sahiden doğar. Niyetiniz sadece protokol gereğiyse, o güneş bulutların arkasına saklanır, gölge yapmaz ama ısıtmaz da.

Niyetin duygusal tarafı, onun bir çapa oluşunda saklıdır. Fırtınalı bir hayatta, ne yöne gideceğimizi şaşırdığımızda bizi ayakta tutan şey, o işe başlarken kalbimize fısıldadığımız ilk sözdür. "Sadece mutlu etmek istedim," dediğinizde, sonuç hüsran olsa bile kalbiniz o kırıklığın üzerinde yalınayak yürümez. Niyet, ruhun zırhıdır.

Ve sihir... İşte burası biraz akıl dışıdır. Siz bir şeye niyet ettiğinizde, sanki görünmez eller devreye girer. Hani o çok istediğiniz kitabın bir sahafta en önde sizi beklemesi, tam vazgeçecekken gelen o telefon, ya da "keşke" dediğiniz anda açılan o kapı... Bunlar tesadüfün değil, niyetin evrende yarattığı o tatlı titreşimin hediyeleridir. Niyet, henüz var olmamış bir geleceğe atılan kancadır.

Sonuç olarak niyet, insanın kendine söylediği en büyük yalandır ya da ulaştığı en yüce hakikattir. Hayat, niyetlerimizin toplamıdır derler. Eğer niyetimiz birine çiçek vermekse, ellerimiz gül kokar. Niyetimiz birini itmekse, o rüzgar eninde sonunda bizi de savurur.

Belki de sır şudur: Niyeti bir sonuç için değil, bir duruş için belirlemek. Ok atmak niyetimiz olsun ama hedefi vurmak evrenin cilvesi kalsın. Biz o oku atarken kalbimizi nerede tutuyoruz? Asıl sihir, okun gittiği yerde değil, yaydan çıkışındaki o eşsiz kararlılıktadır.