Lavinya Dergisi

BİR YENİ YIL AYDINLANMASI VE RENGÂRENK IŞIKLARA DAİR
Gülşah DEMİRCİ

“Susup içime döktüğüm cümlelere boğazımdan geçiş yok Parmak uçlarımla konuşuyorum, duyuyor musun?”

   Takvimler yeni bir yılı göstermeye hazırlanırken dondurucu soğuğu iliklerde hissediliyor artık kışın. Gökten saçılan kar taneleri çatlamış toprakla buluşuyor; kırılgan ve hassas bir beyazlıkla örtüyor üzerini her şeyin. Zaman da mekân da temize çekiliyor en çok bu mevsimde… Kirlerinden arınıyor yeryüzü. Saklamıyor çıplaklığını ağaçlar. Kurumuş dallar yüzleşmeye davet ediyor insanı en sert, en ayaz yanlarıyla…

   Sıcaklığına sığındığım bir battaniye altındayım yine. Kıvrıldığım köşemden duvarda yanıp sönen rengârenk ışıklara dalıp gidiyorum. Hüzmeleri vuruyor yaşanmışlıklarla aşınmış yüzümün kıyısına… Bir anlığına ışıkla doluyorum. Bu aydınlık anında zaman hükmünü kaybediyor. Yükseliyor taşkın denizleri içimin, heybetli bir dağ oluyor dileklerim… Hepsini bir solukta gerçek kılmak istiyorum. Yapabilirim diyorum, içimde açan çiçek bahçeleri sokuyor bunu aklıma… O zaman ritmi değişiyor nabzımın işte. Gözlerime iniyor göğün en süslü yıldızları… Damarlarımda geziniyor ışık… Mutlu bir masaldan gelip parmak ucuma konuveren bir peri fısıldıyor kulağıma: ‘Düşlemekten korkma!’. Kendimi o anın içinde temize çekiyorum ben de.  Işıl ışıl oluyor ortalık!


   Sonra sönüyor ışıklar… Kararıyor etraf… Gölgeler üzerime düşüyor teker teker, renkleri de sürüklüyor peşinden. Zaman yine kendini hatırlatıyor. Akreple yelkovan arasında sıkışıyor ruhum. Bir çukur açılıyor içimde, uçsuz bucaksız bir uçurum oluyor soluğum. Gözlerimden yüreğime iniyor göğün en şiddetli yağmurları… Yalnızlığın sivri tırnakları geçiyor boğazıma. Periyi arıyorum, gelip yine fısıldasın kulağıma istiyorum. Sessizliğin içinde ben en çok o zaman umutlarımı kirletiyorum.


   Yine yanıyor ışıklar… Ve sönüyor ardından… Sonra yine… Böyle devridaim ediyor içimde yankılananlar… Kulak kesiliyorum. Ne de olsa insan, en çok kendi çığlığını duymalı! Sesini kısmamalı ruhunun! Bastırdığı her ses, gürültülü ve bir o kadar da geveze bir yaraya dönüşüyor çünkü sonradan! Bu yüzden insan kendi açtığı yaraları da tanımalı ve yine o yaraları kendi elleriyle sarmalı! Zihnini, geçmişten de gelecekten de arındırmalı! Zamanın içinde parlayan anı görebilmeli yürek! Hatta anda zamanı eritebilmeyi bilmeli!  İşte o zaman güneş usul usul çekilse de tepelerin ardından, kararsa da göğün yüzü,  rengârenk ışıkları hep yanar olur içinin! 


   Yanıp sönen ışıklardan bağımsız, küçücük bir anın içinde aydınlanıyorum. Sıkı sıkıya kapattığım perdeleri açılıyor gözlerimin. O anda dünyanın tüm çiçeklerini kuşanmış sesi, tekrar duyuluyor kadife kanatları şefkatten perinin. Bu sefer ‘Yeni yıl için en çok dilediğin şey ne?’ diye soruyor bana. Çengeli ruhuma takılıyor zihnimde çınlayan soru işaretinin. Ama düşünmeye fırsat vermeden ılık bir rüzgâr karışıyor soluğuma, buzları eriyor dilimin, canlanıyor sesim. İlk kez ne istediğimden bu kadar eminim. Dileğimi üflüyorum avuçlarıma, parmak uçlarımdan karışıyor havaya: ‘Bundan sonra karanlıkta kalmasın umudum, rengârenk ışıklarını hep açık bırakayım ruhumun!’