Lavinya Dergisi
SOĞUK VE KARDAN ADAM
Kış insanı mısınız, yoksa yaz mı?
Soğuk bastığında içine çekilenlerden misiniz, yoksa güneşi arayanlardan mı?
Bazı insanlar kış gelince yavaşlar. Sokaklar sessizleştiğinde, hava erken karardığında, dünya biraz durur gibi olduğunda rahatlar. Kar yağdığı an zaman başka bir ritme girer. Gürültü çekilir, acele kaybolur.
İşte tam o zaman ortaya çıkar kardan adam.
Bugün masum bir figür gibi görünse de geçmişi öyle değildir. Kardan adamın izleri 14. yüzyıla, Orta Çağ Avrupası’na kadar uzanır. O dönemlerde kış; soğuk, açlık ve uzun geceler demektir. İnsanlar karın ortasında yalnızca ısınmaya değil, hayatta kalmaya çalışır. Karla yapılan figürler bir oyun değil, bir tür dayanma biçimidir. Soğuğa karşı sessiz bir karşılıktır. “Buradayım!” demenin, yok olmamaya çalışmanın ifadesidir.
Bu yüzden ilk kardan adamlar gülümsemez. Çünkü yapıldıkları zaman, gülümseyecek bir hâl yoktur. Ne bolluk vardır ne de rahatlık. Yüzleri yoktur, süsleri yoktur. Sadece ayakta dururlar. Bir kışı daha atlatma isteğini temsil ederler.
Zaman geçtikçe dünya değişir, hayat yumuşar. Kış, korkulan bir mevsim olmaktan çıkar. İnsan karın içinde yalnızlığı değil, dinginliği bulmaya başlar. İşte o zaman kardan adam da değişir. Yüz kazanır, bir atkı dolanır boynuna, çocukların oyuncağına dönüşür. Sertliği yerini sakinliğe bırakır.
Yeni yılın onunla yan yana anılması boşuna değildir. İkisi de aynı duygudan doğar: yeniden başlama isteğinden.
Kardan adam yapılırken eriyeceği bilinir. Yeni yıla girerken her şeyin düzeleceğine kimse tam olarak inanmaz, ama yine de yapılır; yine de bir şekil verilir, yine bir niyet tutulur.
Çünkü insan bazen devam edebilmek için kesinliğe değil, umuda tutunur. Kar yağar, eller soğur, bir şekil ortaya çıkar ve insan, o kısa anda, içinden şunu geçirir:
Belki bu yıl daha hafif geçer.
Belki bu kez kalbim yorulmaz.
Belki sadece denemek yeterlidir.
“Kardan adam erir ama bıraktığı his kalır, tıpkı her yeni yıl gibi.”
