Lavinya Dergisi
SİLİNEN ŞEYLER
Bazı şeyler bilerek unutulur. Bu bir zayıflık değil; hayatta kalma biçimidir. İnsan her hatırayı yanında taşısaydı, ilerlemek değil, ayakta durmak bile mümkün olmazdı. Bu yüzden zihin, bir arşivci gibi davranmaz; daha çok bir bekçi gibidir. Kimi anıları içeri alır, kimilerini kapının önünde bırakır.
Ama unutmanın da bir sınırı vardır. Her silinen şey masum değildir. Bazı unutmalar, yüz çevirmeye yakındır. Görülmüş bir haksızlığın, hissedilmiş bir acının, söylenmemiş bir gerçeğin zamanla silinmesi… Bunlar yalnızca hafızayla ilgili değildir; vicdanla ilgilidir. İnsan bazen unutmak istediği için değil, hatırlamaya cesareti olmadığı için unutur.
Toplum, hatırlayanları sevmez. Hatırlamak düzeni bozar; rahatlığı sarsar. Bu yüzden “geçti artık” cümlesi sık kullanılır. Oysa geçen zaman değildir; sadece konuşulmayan şeylerdir. Konuşulmayan her şey, sessiz bir ağırlık olarak birikir. Sonra bir gün, hiç beklenmedik bir yerden sızar.
Unutmak iyileştirici olabilir, evet. Ama her iyileşme sağlıklı değildir. Bazı yaralar kapanır ama içeride enfeksiyon bırakır. Üstü düzgün görünür, dokunulmaz; ama içeride olan biten devam eder. İnsan bazen sırf acımıyor diye iyi olduğunu sanır.
Hatırlamak ise romantize edildiği kadar soylu bir eylem değildir. Yorucudur. İnsanı yerinden eder. Rahatsız eder. Ama bir şeyi hatırlamak, ona sadık kalmaktır. Kendine, yaşanana, gerçeğe. Belki de bu yüzden hatırlamak bir seçim değil, bir yük gibi gelir.
Hayat, unutulanlarla değil; hatırlananlarla şekillenir. İnsan neyi unuttuğuyla değil, neyi unutamadığıyla kim olduğunu fark eder. Ve bazı şeyler vardır ki unutulmaz. Unutulmaması gerekir. Çünkü onlar hatırlandıkça ağırlaşmaz; aksine, yerli yerine oturur.
