Lavinya Dergisi

CADI
Pelin ŞEHİDOĞLU

Sözcükler bir kaç hece lakin bilmezler ki bizim evrenimizde binbir gece.

Masallarda kötülük hep nettir. Sivri şapkalı, kambur sırtlı, aynaya fısıldayan bir cadı vardır. Onu gördüğümüzde tanırız; sesinden, bakışından, karanlıkta parlayan niyetinden. Masallar bu yüzden güvenlidir. Kötü, kostümünü giyer ve saklanmaz. Çocuk aklı, kimin yanına yaklaşmaması gerektiğini bilir.

Gerçek hayatta ise kötü kalpli cadılar masallardaki kadar dürüst değildir. Onların şapkası yoktur, aynaya fısıldamazlar. Gülümserler. Omzuna dokunurlar. “İyiliğin için” derler. Seni överken bile incitebilirler. Çoğu zaman seni alkışlayan ilk kişi, düşmene sebep olanla aynıdır. Çünkü gerçek hayatta kötülük, bağırarak değil, fısıldayarak ilerler.

Masallarda cadı, prensesin güzelliğini kıskanır. Hayatta ise cadı, senin cesaretini kıskanır. Sessizce yoluna devam edebilmeni, yaralarını kimseye göstermeden ayakta kalmanı, düştüğün yerden tekrar kalkmanı… Işığını. Çünkü gerçek hayatta en rahatsız edici şey, başkasının sönmeden yanabilmesidir. Kendi karanlığıyla yüzleşemeyen herkes, başkasının aydınlığından rahatsız olur.

Bu cadılar büyü yapmaz; sözle, suskunlukla, imayla yaralar. Bir bakış yeter onlara. Bir cümle, “Ben olsam öyle yapmazdım,” kadar masum görünen ama içi zehir dolu. Bazen hiçbir şey söylemezler; sadece eksik bırakırlar seni. Bir davet unutulur, bir mesaj cevapsız kalır, bir başarı küçümsenir. Ve sen bir süre sonra aynaya baktığında, onların sesiyle konuştuğunu fark edersin. Kendini sorgular, küçültür, eksiltirsin. İşte en güçlü büyü budur: İnsanın kendine karşı dönmesi.

Masallarda cadı genellikle yabancıdır. Ormanda yaşar, kulede saklanır. Gerçek hayatta ise bazen çok yakındır. Aynı masada oturur, aynı kahveyi içer, aynı anılara sahiptir seninle. Bu yüzden can yakar. Çünkü tanıdık bir elden gelen kötülük, bilinmeyenden daha derin iz bırakır. İnsan, yabancıya karşı tetiktedir ama yakınına kapısını kilitlemez.

Masallarda cadı kaybeder. Fırına itilir, uçurumdan düşer, laneti bozulur. Gerçek hayatta ise çoğu zaman kaybetmezler. Hatta bazen alkışlanırlar. Ama bir şey olur: Sen değişirsin. Artık herkese kapını açmazsın. Her gülümsemeyi dost sanmazsın. Her güzel sözün altını yoklarsın. Ve belki masallardaki prenses gibi saf kalmazsın ama daha gerçek olursun.

Belki de büyümek budur. Kötü kalpli cadıların sadece masallarda olmadığını öğrenmek… Ve yine de iyi kalmayı seçmek. Saf değil; bilinçli. Kör değil; uyanık. Kalbini tamamen kapatmadan, ama anahtarını da herkesin cebine koymadan.

Masallar bitince çocukluk biter sanırdık. Oysa bazı masallar hiç bitmez. Sadece karakterler değişir. Ve biz, her seferinde kendi hikâyemizde kimin cadı, kimin yol arkadaşı olduğuna karar vermeyi öğreniriz. Asıl sihir de belki buradadır: Karanlığı tanıyıp, yine de kendi ışığını koruyabilmek.