Lavinya Dergisi
İNCELİK
Bazı şeyler ilk bakışta görünmez. Bir odanın köşesine düşen ışık gibi… Kimsenin fark etmediği o ince çizgide, hem sadelik hem karmaşa aynı anda durur. İşte ben o çizgideki duyguyu severim—gösterişsiz bir derinlik, kendini göstermeye çalışmayan ama bakınca içine çekiveren bir hâl.
Bir insanın gözlerinde olur bazen bu: Ne çok gürültülüdür, ne tamamen sessiz. Sanki içinden geçen düşünceler birbirine çarpmamak için usulca yürüyordur. Her kelimesi biraz
gecikir, çünkü söylemeden önce tartar; sözünün üzerine dünyanın tozunu kondurmamak için.
Bir fincan kahvede olur sonra… Köpüğün altında saklanan karanlık bir hikâye. Acele edip içtiğinde hiçbir şey anlamazsın; ama yudumların arasında durduğunda, o karanlık seni bir şeylere götürür. Bitmiş bir günün ağırlığı, yarım kalmış bir cümlenin yalnızlığı, kimseye söylemediğin küçük bir kırgınlık kadar gerçek.
Bazen bir müzikte gizlidir bu duygu: notaların arasındaki boşluklarda. Hiç çalınmamış bir ses duyarsın, ama yine de sana dokunur. İşte orada, hayatın gölgelerini okşayan bir incelik saklanıyordur.
Belki de “sofistike” sandığımız şey, adını koymaya gerek duymadığımız bu hâllerdir:
Yalın görünen ama içine işlendikçe bizi derin sulara çeken tüm detaylar…
Ne tam parlak, ne tam karanlık.
Ne tamamen anlaşılır, ne tamamen bir sır.
Bir insanın ruhu da böyle olmalı bence.
Kendi gölgesini taşıyacak kadar güçlü,
kendi ışığını gizleyecek kadar sessiz.
Ve ancak yaklaşanlar görsün diye, kendini hiçbir zaman tam açmayan…
