Lavinya Dergisi
TURŞU KAVANOZU
Bazen hayat, mutfak rafının en köşesine sıkışmış bir turşu kavanozuna benzer. Dışarıdan bakınca her şey düzenli, güzel, hatta renkli görünür. Camın ardında sıralanmış salatalıklar, biberler, havuçlar… Her biri kendi halinde, kendi suyu içinde bekliyordur. Ama kavanozun kapağını açtığında keskin bir koku yayılır; saklanan şeylerin aslında ne kadar güçlü olduğunu hatırlatır sana.
İnsan da böyledir. Dışarıdan sakin, derli toplu görünen o yüzeyin altında, yıllar boyunca biriktirdiği düşünceler, duygular, kırgınlıklar vardır. Kapak kapandıkça içte bir şeyler değişir, fermente olur. Bazı olaylar tuz gibidir; yakar ama korur. Bazıları sirke gibi serttir; temas ettiği her şeyi dönüştürür. Bazen de içine düşen küçücük bir sarımsak, bütün dengeyi alt üst eder—tıpkı hayatının akışını değiştiren küçücük bir an gibi.
Ve bir gün kapak açılır. Belki bir söz, belki bir ses, belki içindeki bıçağın kemiğe dayanmasıdır sebep. İçeride bekleyenlerin kokusu yayılır etrafa; iyi kötü her şey bir anda anlam kazanır. Anlarsın ki saklamakla yaşamak aynı şey değildir. İçine attıkların seni korumaz; sadece zamanla keskinleşir.
Ama turşu kavanozunun bir güzelliği vardır: Bekledikçe tatlanır. Senin de öyle. Geçirdiğin zaman, yaşadığın acılar ve dönüşümler seni buruk ama güçlü bir lezzete dönüştürür. Kendini rafın karanlık bir köşesinde unutulmuş sansan bile, aslında içten içe hâlâ değişiyorsundur.
Belki mesele kapağı açmakta değil, kokusundan korkmamaktadır.
Çünkü insan, en çok kendi içine baktığında fermente olur; ve en sonunda, tam da olması gerektiği kıvama gelir.
