Lavinya Dergisi

ESKİ ARABA
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

'İki gönül bir olursa samanlık seyran olur.' sözüne inandık, çıktık yola. Yol zaman zaman virajlı ve uzundu. Nice uykusuz geceler, yüksek sesler, küs günler oldu virajları geçerken. Lakin yolun bahar bahçe, lavanta kokulu, düz ve kısa anları da olmadı değil. Bir sıcak gülüş, bir tatlı kelime, durup dinlenirken içtiğimiz iki bardak çaydı beni direksiyona bağlayan ve en mühimi aşka olan aşkım, ittiba, ey sevgili. Sonunda cesaret edip sık gittiğimiz şu ünlü muhallebicide sordum 'Nalan ömür dediğin uzun yol, sen yol arkadaşım olur musun?' Kaşığıyla didiklediği kazandibinden kaldırdı kafasını bir düşündü 'Olurum.' dedi. Kocaman yeşil gözlerindeki ifade donuktu ama kabul etmişti nihayetinde. Uzun yol arkadaşım olacaktı...
Çikolata, çiçek derken köşedeki kuyumcudan iki yüzük alarak vardık kapısına. Söz verdik. Muhabbete, yola, ömre yoldaş olmaya. Söz vermesine verdik ama... Trafik ışıkları takıldı önce önümüze. Kırmızı ışık, lüks ev, eşya isterim dedi. Sonra sarı ışık düğünü yıldızlı salonlarda yapmak, en son yeşil ışıkta en gipürlüsünden gelinlik... Ben kulağına şiir fısıldadım duraklarda. Fakat her tali yola girişte bir pahalı ziynet daha eklendi listeye. Kaldırıma ayak bastığımda bile susmadı yollar istediler, hep istediler... İpekler, gümüşler, hayaller, ler ler...
Ben değil miydim şiirlere, şairlere büyük aşklara inanan? İki gönül. Nazım'ın Piraye'ye yazdığı satırlara hep hayran kalan. Ahmet Arif dizeleri ile uyuyan. Hasretinden prangalar eskittim... He dedim ışıklara, yıldızlara, ipeklere... İnandım aşka, yola, samanlığa ve seyrana... Tek bir isteğim oldu Nalandan. Düğün arabamız babamdan kalan şu dört teker olmalıydı. Söz vermiştim ta küçücükken. Babamın kokusunu hala barındıran gözümden sakındığım sırdaşıma... Dili yoktu belki, soğuktu, metaldi. Nalan'ın ki gibi koca yeşil gözleri de. Lakin çocukluğumdu, babamla beraber gittiğimiz Kalamış sahili, top oynadığımız yazlık bahçemiz, piknik sepetlerimiz, kahkahalarımız, sohbetlerimiz, ilkokula servis niyetiyle gittiğim bağdı. Babamdan tek yadigârdı. Nalan bunu anlardı... O ses: 'Nasıl? O eski arabamı?' Eski araba!
Anlamadı. Ben de onu anlamadım. Anladığım bir şey vardı ama. Veda ederek hayallere, gümüşlere, yeşile ve belki en acısı şiirlere... Bu yolda inecek vardı.