Lavinya Dergisi

GECELEYİN BAŞLAYAN SAVAŞ
Gülşah DEMİRCİ

“Susup içime döktüğüm cümlelere boğazımdan geçiş yok Parmak uçlarımla konuşuyorum, duyuyor musun?”

Yelkovan usul usul akrebe yanaştığında hiç mi korkmaz? Karanlığın sinsice çöktüğü anlarda zehirli iğnesini bana mı batırır akrep sadece? Zihnime saplanan bu iğneden akan zehir yavaş yavaş kalbime ilerler ve pompalanır tüm benliğime… Düşünce bulutları arasına salarım hayal balonlarımı ve bir gezinti başlar, geceye dair…
Ay ışığıyla parlatılmış gece neleri barındırmaz ki içinde… Simsiyah bir kumaşa serpilmiş yaldızlar misali duruyor gökteki yıldızlar, arada bana göz kırpıp aramızdaki sessiz anlaşmaya imza atıyorlar. Gece şimdi böyle başlıyor…
Titrek elimde bir kalem, sabırsızlanarak vuslatını bekliyor… Yelkovan kavuşuyor akrebe ve o anda seriliyor önüne bembeyaz bir kâğıt… Sevgilinin ak gerdanı gibi… Gecenin getirdiği davetkâr bir çağrıdır bu, kalem bunu bilir. Reverans yaparak eğiliyor önünde, dokunmaya kıyamadığı titrek salınımlarından bellidir. Ama ya iğneden akan zehir? Taşar benliğimden, kalemin ucuna gelir…
Karanlık bir savaş başlar… Göğüs kafesimden serbest kalan bir kuzgun, kanatlarını çırpar ve gösterir sevgilinin başına gelecek musibetleri... Ve sonra yaralanır bu amansız savaşta, avuçlarıma bırakır kendini, simsiyah bir mürekkep olur kanı, kalemden akar…
Şimdi geceyle yarışır sevgilinin kararan çehresi… Gerdanında karanlığı taşır… Tüm güzelliği ve gençliği çalınmış… Yelkovan akrepten ayrılırken buruşmuş tenine bakıp çok ağlamış… Kalem ise fazla kan kaybından ağır komadaymış…
Geceleyin başlayan savaşın kazananı ne kalem, ne de kâğıtmış…