Lavinya Dergisi

HAYATIMDAN ÖZÜR DİLERİM
Selin BEKTAŞ

Sevmek için sevilmeyi beklemeyin.

Zihnimde o kadar şey var ki…
Bunları boş bir kâğıda dökmek ne güzel bir eylem olurdu
benim için.
Her yazmaya yeltendiğimde cümleleri nasıl toparlayacağımı
bilemesem de yine çaba içinde buluyorum kendimi. Oysa bunlar benim aklımda olan
şeylerdi ve ben bunları ne yazık ki kâğıda dökemeyecek kadar ağırlaşmıştım.
Aslında aklımda olanları size ne çok anlatmayı isterdim.
Hatta sizden öğütler, yorumlar almak…
Ah ah.
Nasıl yapacağız? Nasıl anlatacağım içimdekileri sizlere?
Beni anlayananız olur muydu bilmem.
En çok mutlu anlarımı anlatmak isterdim. Mutlu anların sayısı on parmağın
beşini geçmezdi çünkü.
Çabucak biterdi, mutsuz zamanı anlatırdım. O anı
sabahlara, gecelere kadar anlatabilirdim. Ufak ufak gözyaşı süzülürdü belki ama
elimin tersiyle siler devam ederdim.
Bunları sizinle paylaşsam yüküm hafiflerdi belki, bir
nebze.
 
Size bir sır vereyim mi?
Ben kendi hayal dünyasında kendisine âşık bir adam
yaratan kızım.
Bu yarattığım adamı satırlara dökebilirken zihnimdeki
daha başka olayları kâğıda yazamamam çok çaresizce geliyor bana.
Dünyamda yarattığım adamın her tonunu ezbere bilirken
ezberimdekileri kalemim ile buluşturamıyordum.
Madem içimdekileri size anlatamıyorum dünyamı anlatayım;
Gözlerini görmenizi isterdim. O bakışlarındaki sevgiyi,
sıcaklığı, şefkati…
Ellerim ne zaman üşüse avucunu açar ve bana ‘getir
ellerini’ der gibi bakardı.
Yine gözlerim sulanmaya başladı kahretsin. Hemen
toparlanıyorum ve devam ediyorum.
 
Evet, nerede kalmıştık. Ellerinden bahsediyordum. Ne
zaman avucuna ellerimi yerleştirsem korkardım.
Ellerim avucundayken hep burun ucumdan bir öpücük alırdı, o an çok mutlu
olurdum ve ellerimi avucuna daha çok kenetlerdim.
Tek bir eliyle iki elimi birden kavrayabilen bir insandı
bu.
Boşta kalan eliyle her zaman kısacık saçlarımla oynardı.
Bu hareketi en çok kumsala indiğimizde yapardı. Ben denizi izlerken o
saçlarımla oynar yanağıma hafifçe dokunur severdi.
Bu kişinin gerçekte olmasını dilerdim.
Saf ve temiz…
 
Yalnızlığı bu vakitlerde iliğime kadar hissediyordum.
Nedense aklımda hep güzel sevilmemiş olmam vardı.
Bunları bu sayfaya sığdırabiliyorum.
Ama sadece hayali olarak.
Belki de bu yalnızlığın bana verdiği güçtür.
Olamaz mı?
Her seferinde yazamadıklarım için kendimi suçlu
buluyordum.
Sorun benden kaynaklıydı. Kusuru başkasında görmem hata
olurdu.
İçinde olanı neden bir kâğıda dökemez insan?
Neden hep hayalleriyle sınırlı kalır ve bu hayali hiç bitirmez?
 
 
Baya zamandır kendimi soyutladım her şeyden.
Ne yazık ki buna gerçekleşmesini istediğim gerçekleşen
hayallerimde dâhildi.
Kendimi böyle cezalandırmam aşırı saçma olmasıyla beraber
gereksiz bir hamleydi.
 
Hayatımdan özür
dilerim.
 
 
 
 
NESLİCAN TAY
 
Hayat bir kez daha acımasız olduğunu gözler önüne sermeyi
başardı diyebiliriz.
Güzeller güzeli Neslican.
Her sorununu, sıkıntısını güler yüzlü bir ifadeyle
bizlere aktaran, her ne kadar alttan canı yansa da, aldırış etmeyip gülmeyi
başaran ve umudunu hiçbir zaman yitirmeyen bir kişiydi Neslican.
Bu kadar kısa bir zamanda cennete melek olacağından
habersizdi.
Çünkü umudu vardı.
Başaracaktı.
İyi olacaktı.
Onun için çok erkendi.
Savaşarak kaybetti bu dengeyi.
Hayata yenik düştü belki ama güçlülüğü ile hep hafızalara
yer edindi.
Sana veda etmiyoruz. Hep var olduğunu biliyoruz.
İyi ki varsın gülüşü güzel.
Güzel uyu… Seni seviyoruz.