Lavinya Dergisi

DÜŞÜŞ PARANOYASI
Gülşah DEMİRCİ

“Susup içime döktüğüm cümlelere boğazımdan geçiş yok Parmak uçlarımla konuşuyorum, duyuyor musun?”

Düşüyor insan… Uzaklardan esip gelen yabancı bir rüzgârın, zamanla renkten renge giren yaprağı bir umutla tutunduğu dalından ayırdığı gibi… Ya da iri bir gözyaşının bulutlu bir çehreden usul usul döküldüğü gibi… Düşüyor işte… O bilinmeyen topraklardan bir rahme düştüğü gibi… Ve yine, bir gün ölüm uykusuna yatacağı toprağa düşeceği gibi… Ne de olsa zaman, tanrının mermisiyle vurulmuş evrenin bağrında tuttuğu koca çukur, değil mi? Siyah, simsiyah bir boşluk hâli bu, göz kapaklarını indirdiğinde insanın çaresizce kendini bulduğu…
Karanlık ayna olurken geceye, aynı mermiyle cümleler vuruluyor sonra… Bu sefer delik deşik kelimeler düşüyor sol cebimden… Yan yana d’üşüyor dizeler, yana yana üşüyor şiirler… Sessizlik, iki dudağımın arasında sallanıyor… Kirpiklerimin arasında sönüp gidiyor yıldızlar… Kayıp giden ne varsa ömrümden bir veda düşüyor payına… Titrek ellerim mürekkebe bulanmış, suçum bu Tanrım! İşte tam da bu yüzden düştüm gözünden… Ya da hakikate yeltenmiş bir düştüm, senin ebedi uykunda gördüğün… Olamaz mı Tanrım? ‘Durun, bir dakika, kestik, baştan alıyoruz’ diyor bir ses! Uyuyup uyanıyoruz, o düşten bu düşe düşüyoruz! Aynı ses fısıldıyor: “Uçuşu değil, sen düşüşü hatırla!”
Düşüyor insan… En zayıf noktası olan insanlığına düşüyor hem de… O mermi duruyor göğsünde, bir nevi onur nişanesi… Gururla taşıyamıyor, kendi gururunun altında eziliyor. İşte böyle… İnsan, kimi zaman başına buyruk bir rüzgârın peşinde savruk bir yaprak, kimi zamansa yalancı güneşlerde kuruyamayan ıslak bir yanak... Bu düşüş paranoyasında, siz tutunabilenlerden misiniz yoksa?


Not: Düştüğünüz yerlerde bulacaksınız kendinizi ve yine düşlerden toplayacaksınız gerçekliğinizi…
https://www.youtube.com/watch?v=L-VqW8uRrKw