Lavinya Dergisi

ULU DAĞI AŞANLAR VE DİĞERLERİ
Mehmet YILDIRIM

Ben zerre koymamışken ağzıma bu meretten, Neden bu kadar sarhoşum şehrinde, Aşkından mı? Yoksa vuslata kavuşmayan bakışlarından mı?

Her aşk bir ulu dağın tepesinden aşmak demektir. Aşmak dedimse yürüyüp de geçmek, tırmanıp da atlamak değil. Kışına da denk gelmek, yazına da denk gelmek. Çiçek açan yanlarını gördükten sonra çiçek döken zamanlarını da görmek demek. Ayazını da içine çekmek, yakıcı sıcağını da kuş sesleriyle dolu sabahlarını da kurt ulumalarıyla geçen gecelerini de... Aşk her şeyiyle kabullenmek demek. Çünkü insan sevmeye bahane aramaz hiçbir zaman. Sevmemek için bahaneler arar ve insan arıyorsa eğer illaki bir şey bulur. Öyleyse sevmek dünyanın en kolay işi. Nasıl mı? Bir insan bir insanın gülüşünü sever. Öyle ki gülmek her insana yakışan bir eylemken o insanda yakışmaktan ziyade kendini görmektir aşk. Kendini görmek dedimse illa size gülmesi değil bu, bir hayvana da gülerken ya da gökyüzüne yahut denize fark etmeksizin nereye olursa olsun kendinizi o gülümseme de bulmak demektir. Bir insan bir insanın gözlerini sever. Gözler herkese ve her şeye aynı anlamda bakmadığı gibi sevdiğine baktığı gibi de kimseye bakmaz. Öyleyse seven sevdiğine bakışıyla anlatır tüm aşkını. Bir bakış bazen bin sözün önüne geçer. Sözlerin hükmünün kalmadığı yerde bakışlar konuşur demişler. Bir insan bir insanı kalbinden sever. Kalbi iyilikle dolu birini sevmeye başka sebep mi gerek? Sımsıkı sarılıp "sen bu çivisi çıkmış dünyada bu kadar iyi kalabilmeyi bana da öğret" demek varken insan hiç sevmekten korkar mı? Daha sayabileceğim onca özellik onca sebep varken sadece birini daha söylemek isterim sizlere. İnsan birini sevmeye yaralarından başlar. Yaralar dediğimiz şey geçmişe aittir. Oysa insan şimdiden sevmeye başlar ve yaraları sadece sevgisiyle iyileştirir. Varlığıyla, tatlı diliyle, anlayışıyla, varoluşuyla, güveniyle ve en önemlisi sevgisiyle. Çünkü insan sevgiyle üstesinden gelemeyeceği şeyin olmadığını bildiği zaman tüm zorlukları ve yaraları kapatabilir. Öyleyse aşk senin yaraların benim yaralarım diyebilmektir... Gelelim ulu bir dağın tepesinden aşmaya... Şimdiye kadar anlattıklarım da aslında bir dağdı bize. Her insan mevsimler gibi zamanlara ayrılır. Yazını kışını, ilkbaharını sonbaharını gördüğünüz ve yanında olduğunuz insanı neden bırakıp gidemediğinizi bir düşünün. Her insanın kötü yanı vardır ve kötü yanına rağmen terk edip gidemeyişinizi düşünün. Öyle çok uzun uzadıya düşünmenize de gerek yok. Çünkü aşk dediğimiz şey belirgin bir şekilde bize “merhaba” demiştir çoktan. Söylenmeye de gerek yoktur, konuşulmaya da. Anlamak isteyen sessizlikle anlar sevildiğini, duymak istiyorsa sorar. Aşk taa ötelerden ben geliyorum diye bağırır ve hiçbir kuvvet önüne set çekemez. Dağı aşmış her insan aşkın zaferini kutlar ve yarı yoldan dönmeye karar verenler aşkı asla tam manasıyla anlayamazlar...