Lavinya Dergisi
SEKİZ KÖYÜ YAKMAYAN ÖFKE
Arafın ta kendisi olmuş, şairlikle yazarlık arasında kalmış biriyim. Zihnimden düşüp kalemimin ucuna gelen her bir kelimeyi esaretten kurtarıyor, yolunu bulmaları için özgür bırakıyorum. Şimdi Lavinya Dergisindeyim. Bazı kelimelerimin yolunun buradan geçmesini istiyorum. Şiirden bir şair düşüyor, arafta yolunu bulmaya çalışıyor.
Sandalyesinden hiç beklenmeyen bir hışımla geriye doğru ittiğinde ahşabın gıcırtısı oluşması her şeyin yansımasıydı. Hareketin ne kadar yersiz olduğu bu tiz sesle birlikte kısaca anında dank etmişti. Odadaki bir çift göz, merak dolu bakışlarını üzerine yönelirken buradan bir an önce uzaklaşması hatta bu binayı terk etmesi gerektiği düşünüldü. Onu boğan aslında bu oda ya da bina değildi. Yine de kapıdan çıkıp giderse sırtındaki görünür yükleri burada bırakılacağını, özgürlüğün onu sıkı sıkıya saran kollarıyla özgürleşmeye erebileceğini.
Gözlerinin sahibinin çevresinde meraktan çok daha baskın bir onun daha vardı: şaşkınlık.
Derin bir merakın izlerini okumuştu. Duyguların kopması konusunda bir usta sayılmasısa da gözlerinin arkasında hislerini görmemek için kör olmak gerekirdi. Zaten o da bariz bir şey görmeyecek bir kör değildi.
Öfkeyle orman sekiz ateş veren, küçük bir ateş parçası her şeyi küle çevirebilecek bir patlamaya dönüşen biri hiçbir zaman olmadı. Onun öfkesi, her zaman o kadar güçsüz, o kadar cansız bir şeydi ki... Zaman zaman kendi içinde bu sönük onun karşı nefreti körüklenirdi, neden böyleyim diye iğrenirdi.
Nitekim öfkelendiğinde değil, sekiz köy yakmak, bir saman alevini bile tutuşturamazdı. Sanki bir kez olsun arkasını dönmek yerine, o saman alevini harlayıp bir güce dönüştürseydi?
Karşısındakinin şaşkınlığı tam da bu yüzdendi. Onun öfkesini ilk defa bu kadar canlı görüyordu. Kalemi bile kolayca kırılabilecek bir eşyaymış gibi tutan bir adam o sandalyeyi devirir gibi fırlatma elbet bir sürpriz gelirdi.
Kendisinden beklenmeyen tam olarak özellik. Ama her şeyin yine de normalde kendisinden bekleneni rağmen yapıyorum. Sandalyeyi yere doğru itip düzelttikten sonra askıdaki ceketini alelacele alıp koltuğunun silinmesini engelledi.
Odadaki gözlerle son bir kez temas kuruldu. Adımlarını ahşap kapıya doğru yönlendirirken, ardını dönerken hiç yoktu kadar hazırdı. İç sesi adeta kendi yazısını yansıtan bir sözü her adımında tekrarlıyor.
“Ben o öfkeyle sekiz köye yakardım da... Sessizce evime gittim.”
