Lavinya Dergisi

ÖZGÜN OL
Ceren AKDAĞ AYDEMİR

Gül,sev ve eğlen. Hayat çok kısa!

Soğuk ve hafif yağmurun çiselediği bir sonbahar sabahı elindeki kitabı yavaşça masaya koydu, kaldığı sayfanın yerini belirtmek için kitabın kenarından nazikçe kıvırdı. Mutfaktan kahve makinesinin `dıt dıt` sesi geliyordu. Fincana kahvesini dökerken, kahvenin kokusu bütün evi sarmıştı. "Mis gibi!" diye fısıltıyla kendi kendine konuşuyordu Ela. Kahvesini alıp kanepesine uzanıp kitabına devam edecekken gözü kitaplığın altında görünmekte olan küçük bir not kağıdına ilişti. Kahveyi sehpanın kenarına bırakıp not kağıdını eline aldı. Bu not kağıdı ne zamandan beri buradaydı? Ela durup, o anı hatırlamaya çalıştı. En son yakın bir arkadaşı çiçekle evine ziyarete gelmiş, ona sürpriz yapmıştı. Bu kağıdın buketin içerisindeki not kâğıdı olduğunu hatırladı. Kâğıtta "Özgün olmaya devam.✨" yazıyordu. O gün de bu kelimeye şaşırmış böyle bir not aldığı için kendini kıymetli hissetmişti.

Ela, not kağıdını sağ elinin işaret ve baş parmağı arasında tutmuş, kanepeye uzanmıştı. Sahi, ne demekti özgün olmak?

Telefona sarılıp anlamına baktı hemen. Özgün olmak; yalnız kendine özgü demekti. Ela biraz bu kavramdan farklı bakıyordu hayata. İnsan nasıl ötekine benzemeyebilirdi? Bütün insanların eli, ayağı, kaşı, yüzü, gözü vardı. Doğup büyür ve ölürlerdi. Asıl anlamın bu olmadığını, 'farkım ne?' diye sorunca anlamaya başladı. Sehpanın kenarında duran kahvesinden bir yudum aldı ve düşündü benim farkım ne diye?

Çok okuyan, ara sıra yazan, gezen, yeni bir şeyler öğrenmeye aç birisiydi. Ufacık bir şeyi başardığında sanki dünyaları başarmış gibi kendisini kutlamaya bayılırdı. Bu onun kendi özsaygısını bildiğinin göstergesiydi.

Kimseden bir şey beklemez, her işini kendisi yapmaya çalışırdı. Sanki insanlara yük olmamak ister gibi. Ama birisi ondan bir şey istesin, hemen alır, bulur, buluşturur, zor bir şeyse bile yapmak için son raddeye kadar giderdi. Herkese koşar, kendine koşulmasına izin vermezdi. Biraz zor bir özellikti bu onun için ama, doğduğundan beri böyle görmüştü. Bu onun kırılması gereken algısıydı.

Yenilikleri çok sever, kendisine sürekli kıyafet, çanta, makyaj malzemesi alırdı. Evinde de türlü türlü değişiklikler yapar, her gün bir eşyanın yerini değiştirir, beğenmez bir daha değiştirirdi. Bu da onun sınırlaması gereken alanıydı.

Yapılacak bir işi varsa, onu olabilecek en kısa zamanda bitirmeye çalışır, ertelemezdi. Bu onun çalışkanlığının simgesiydi.

Kedisiyle uğraşmayı sever, Mia'ya gözü gibi bakar, ondan sevgisini hiç eksik etmezdi. Bu onun merhamet duygusunu kabartan biricikliğiydi.

Eğitim peşinde koşan canavar biri gibi değildi ama yeni bilgiler öğrenmeyi çok sever, notlar alır, arkadaşlarıyla notlarını paylaşırdı. Bu onun paylaşımcı yönüydü.

Bütün bu özellikleri, aslında, özgün olmaktı.  Kendine dair, sana ait kıymetlilerin...

Bir not kağıdının getirdiği düşünce deryası, Ela'ya çok iyi gelmişti.

Havanın kasvetine inat narin bir çiçek gibi açmıştı sanki.

Bazen hayatın içinde savrulurken ne çok unutuyoruz kendimizi diye farkına varmıştı varmasına ama, görmesinin de kıymetli olduğunu biliyordu. Önemli olan gören gözdü çünkü.
Karşıdan gören, destek olan, sarılan, zor zamanda hep yanında olan, seni sana gösteren, ayna tutan, arkadaştı...

Yüzüne konan o gülümsemeyle, koltuğuna uzanıp, kitabını okumaya devam etti...
Artık öğrenmişti...