Lavinya Dergisi
KENDİNİ TANIMAYAN
Arafın ta kendisi olmuş, şairlikle yazarlık arasında kalmış biriyim. Zihnimden düşüp kalemimin ucuna gelen her bir kelimeyi esaretten kurtarıyor, yolunu bulmaları için özgür bırakıyorum. Şimdi Lavinya Dergisindeyim. Bazı kelimelerimin yolunun buradan geçmesini istiyorum. Şiirden bir şair düşüyor, arafta yolunu bulmaya çalışıyor.
Kendisiyle asla tanışamamış insanlar var.
Bazen kendinden, bazen diğer insanlardan ötürü...
Neyi sevdiğini, neleri istediğini, neleri yapabildiğini bilmiyorlar. Çevresindeki insanların kalıplarına ya da zihnindeki kalıplara saplanıp kalmışlar. Kendilerini keşfedememişler. Belki bunun için geç değil ama o kalıpların dışına çıkmak istemiyorlar. Çünkü yıllar boyunca aynı kalıbın içinde yaşamışlar. Kalıplara korkunç bir şekilde alışmışlar.
İnsan bazen kendi sesini o kadar uzun süre susturur ki bir noktadan sonra o sesi duyup duymadığını bile hatırlamaz. İçinden gelen arzuların hangisinin kendine, hangisinin başkalarına ait olduğunu ayırt edemez hale gelir. Birilerinin ona uygun gördüğü hayatı yaşarken aslında hayatını kaçırdığını fark etmez. Bir hayatı yaşıyordur ama buna yaşamak da denmez.
Belki çocukken seviyordu resim yapmayı ama "bundan bir şey olmaz" dediler. Belki yazmayı seviyordu ama kelimeleri susturuldu. Belki konuşmak istiyordu ama sesinden edildi. Belki hayalleri vardı ama peşinden gitmeye değmediği söylendi. Hepsinden birer birer vazgeçti. Her vazgeçişte kendinden biraz daha uzaklaştı, ruhundan bir parça daha yitip gitti.
Bu uzaklaşma bir anda olmadı. Zaten kimse herhangi bir sabah kendine yabancı biri olarak uyanmazdı. Bu kayboluş hayatını çalarken yıllarını da alırdı. Her gün biraz daha başkası olarak, her gün biraz daha kendinden eksilerek...
Öyle ki aynaya baktığında gördüğü yüz tanıdık gelir ama içindeki insan aslına yabancıdır.
Hayatına devam eder. Koşuşturmacaya devam eder, kahkahalarla güler, diğer insanlarla vakit geçirir. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünür. Ama içinde cevapsız kalmış sorular vardır. Anlamlandıramadığı anlar vardır.
"Ben gerçekten ne istiyorum?"
"Ben gerçekten kimim?"
"Böyle yaşamak beni mutlu ediyor mu?"
Bazı insanlar bu sorularla hiç yüzleşmez bile. Yüzleşmekten korkarlar. Çünkü kendini tanımak cesaret ister. Kendine dürüst olmak cesaret ister. Yıllardır inşa ettiğin bütün kalıpların dışına çıkıp gerçekten kim olduğunu görmek cesaret ister.
Farkına varmak, inandığın her şeyi yıkıp geçebilmeni ister. Bu yüzden çoğu insan alışılmışın peşinden gitmeyi bırakamaz. O hayat onu mutsuz etse dahi. Çünkü bilinmeyen, alışılmış olandan daha korkutucu gelir. Sonrasında o insan için işler daha korkunç hale gelir.
Kalıba kendini öyle uydurur ki, kişiliği oraya tam oturur.
Gerçek benliğini hiç öğrenemez. Bir farkındalık ruhunu bükemez.
Korkunç bir durumun esiri olup kendini kendinden çalar.
Geriye de kendinden pek bir şey kalmaz.
